Beslenme & Diyet
İnanmayı bırakmanız gereken 5 kilo verme efsanesi
Published
16 saat agoon
Kiloyla, göbekle, hareketsizlikle sürekli başımız dertte. Herkes bir şeyler söylüyor, öneriyor. Peki, bunların hangisi doğru, hangisi yanlış? İşte size beş yaygın kilo verme efsanesi:
1. Göbek yağıma odaklanmam gerekiyor
Hepimiz bize daha düz karınlar vermeyi vaat eden harika diyetler hakkında okuduk. Ancak ağırlık taşıdığınız yer büyük ölçüde genleriniz ve cinsiyetiniz tarafından belirlenir ve hedeflenen bölgelerdeki yağları azaltamazsınız. Bununla birlikte, her kilo verdiğinizde, ‘sorunlu noktalarınız’ daha belirgin hale gelecektir.
Nihai yağ yakma desteği için sağlıklı, dengeli bir diyet yapın ve porsiyon boyutlarını kontrol edin. Ayrıca, koşma veya yüzme gibi bir aerobik aktivite kombinasyonu yapın ve ağırlık kaldırma veya şınav ve akciğer gibi egzersizlerde kendi vücut ağırlığınızı kullanma gibi güçlendirme egzersizlerini dâhil edin. Her hafta en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersizi hedefleyin ve en az iki kez kuvvet antrenmanı yapın. Bu roket bilimi değil ama karnınız da dâhil olmak üzere her yeri incelmenin en iyi yolu.’
2. Egzersiz kilo kaybına eşit değildir
Yağ yakmak istiyorsanız, yediklerinizi değiştirmelisiniz – yoksa bunun üstesinden gelemezsiniz. Ancak egzersiz kalori yakar, bu nedenle yağ yakmak istiyorsanız daha fazlasını yapmanız mantıklı.
Ayrıca, kuvvet antrenmanı ile vücuda kas dokusu eklemek, metabolizma hızınızı artırmanın yoludur – bu, hem egzersiz yaparken hem de dinlenirken her zaman daha fazla kalori yakmanız anlamına gelir. Bu, her zaman ne yediğiniz konusunda çok dikkatli olmanıza gerek kalmadan hem sağlıklı bir kilo vermenize hem de korumanıza yardımcı olacaktır. Egzersiz yapmak, vücudunuzu da daha yontulmuş ve biçimli hale getirir.
3. Kilo vermek için karbonhidrattan kaçınmalıyım
En son bilimsel kanıtlar, nişastalı karbonhidratlardan zengin gıdalar tüketen kişilerin kilolarını kontrol etmeyi gerçekten daha kolay bulduklarını doğrulamakta. Karbonhidratlar sizi doldurabilir ve açlığı önleyebilir ve gram başına gram yağ kalorisinin yarısına sahiptir.
Günlük kalorinizin yaklaşık yarısını karbonhidrat açısından zengin gıdalardan almalısınız. Ancak kahverengi pirinç ve kepekli makarna gibi tam tahıllı versiyonları tercih edin – rafine beyaz versiyonların aksine liflerinin ve besin maddelerinin çoğunu korurlar ve sindirim sisteminizin sağlıklı kalmasına yardımcı olarak şişkin bir karın oluşmasını önlerler.
Porsiyon boyutlarına dikkat edin: tenis topu büyüklüğünde (yaklaşık 150 g) pişmiş makarna, pirinç, erişte, kuskus veya diğer tahılları alın; bir avuç veya beş seviye yemek kaşığı (30 gr) tam tahıllı kahvaltılık gevrek; bilgisayar faresi büyüklüğünde bir patates (180g); bir iki dilim kepekli ekmek.’
4. Diyetler asla işe yaramaz
En sevdiğiniz yiyecekleri yasaklamak, yiyecek gruplarını kesmek veya sizi aç hissettirecek kadar düşük kalorili bir planı takip etmek uzun süre işe yaramaz. Ve eğer ‘diyetinizin’ bir bitiş noktası varsa, eski yeme alışkanlıklarınıza geri dönebilir ve kilolarınızı geri alabilirsiniz.
En iyi kilo verme planı, ihtiyacınız olandan daha az kalori almayı içerir. Biraz daha az yiyerek veya biraz daha fazla egzersiz yaparak vücudunuz yağ depolarını tüketmeye başlar.
Mantıklı bir kilo kaybı haftada 1-2 libredir. 1 libre (0,5 kg) yağ kaybetmek için, 3,500 kalorilik bir kalori açığı oluşturmanız gerekir – bu, kalori alımınızı günde 500 kalori azaltmaya eşdeğerdir. Ancak beslenme planınızın, zengin çeşitlilikte doğal tam gıdalar ve daha az işlenmiş gıdalarla sürdürülebilir uzun vadeli olması gerekir.
5. 40 yaşından sonra kilo alımı kaçınılmazdır
Yaklaşık 30’dan sonra, vücudunuz doğal olarak yılda yaklaşık yüzde 3-5 oranında kas dokusunu kaybetmeye başlar. Bu, güç seviyenizi ve vücut şeklinizi etkiler ve metabolizma hızınızı yavaşlatır. Bu da aynı vücut yağ seviyelerini korumak için daha az kalori almanız gerektiği anlamına gelir.
Ancak kalori alımınızı kısıtlamaya başlamanıza gerek yok – egzersiz, özellikle spor salonunda kuvvet antrenmanı yapmaktır. En fazla 10-15 tekrar yapabileceğiniz en ağır ağırlıklarla egzersiz yapın. İnsanların yaşlandıkça formda kalmayı zor bulmalarının tek nedeninin yaş olmadığını unutmayın. İş ve aile sorumlulukları nedeniyle yirmili yaşlarınıza göre daha az zamanınız olabilir. Bu nedenle gerçekçi bir egzersiz planına sahip olmak önemlidir.
You may like
-
Böbrekleriniz Bozuksa Kaçınmanız veya Sınırlamanız Gereken 17 Yiyecek
-
Yorgun musunuz? İşte yorgunlukla baş etmenin yolları…
-
Kahvaltıyı Atlamak Sizin İçin Kötü mü? Şaşırtıcı Gerçek
-
Akıllı Telefonunuz Diyetinizi ve Kilonuzu Nasıl Etkileyebilir?
-
Kahveyi sevmek için 5 sağlıklı neden
-
Lenf kanserinin (Lenfoma) belirtileri nelerdir?
Beslenme & Diyet
Su içmek, kaybedilen sıvıları tekrar kazanmanın en iyi yolu mu?
Published
18 saat agoon
20/02/2026
Su elbette kalorisi olmayan, şeker barındırmayan en sağlıklı içecek. Peki su içmek kaybettiğimiz sıvıları tekrar kazanmak için de en iyi yol mu?
Cevabı hemen vermek zor. Çünkü pek çok duruma göre değişir. Su pek çok insan için çoğu zaman yeterli gibi görünse de kaybedilen suyu tekrar kazanmak kim olduğunuza, nerede, ne yaptığınıza göre değişir.
St. Andrews Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Ron Maughan, “Duyulan ihtiyaçlar, beden gücüyle sıcak bir günde dışarıda çalışan insanla, evinde klima karşısında yaşayan ya da klimalı bir arabayı süren insan arasında farklılık gösterir” diyor.
Bu meseleye tek bir kesin cevap var. O da hareket halindeki bir insan, hareket etmeyen insana göre çok daha fazla sıvı tüketmeli.
Terlediğimizde su ve tuz kaybederiz. Dolayısıyla bunları ikame edebilmeliyiz. Eğer ikisini de çok tüketirsek, vücudumuz, ozmoz olarak bilinen, suyu hücre zarlarından geçirme sürecinde suyu ve tuzu eşitlemek adına bazı adımlar atar.
Bu durumu Maughan, “Kaybedilen sıvıyı sadece suyla ikame edersek, vücutta çok fazla su olur ancak yeterince tuz olmaz. Bu nedenle de vücut, suyu ve tuzu eşitlemek için idrar üreterek sudan kurtulacaktır” diye açıklıyor.
Süt içmek daha etkili olabilir
Bu yüzden süt içmek belki de su içmekten daha etkili olabilir. Maughan, sütün doğal olarak, bağırsakta su emilimini uyarmaya yardımcı olmak için küçük miktarlarda ihtiyacımız olan tuz ve laktoz içerdiğini söylüyor. Hindistan cevizi suyu da tuz, potasyum ve karbonhidrat içermesi sebebiyle etkili.
Süt ayrıca vücuda emilen elektrolitler ve makro besinler içerir. Bu moleküllere bağlanan suyun mide ve ince bağırsaktan geçmesi için geçen süreyi yavaşlatır ve vücudun sıvıları daha iyi emmesini ve tutmasını sağlar.
Süt bu işlemin gerçekleşmesi için yeterli şeker içermesinden dolayı şekerli içeceklerden çok farklıdır. Maughan, aslında şekerli içeceklerin bizi kısa vadede susuz bırakabileceğini söylüyor. Bunun nedeni olarak da söz konusu içeceklerin yüksek yoğunluklu çözünen maddeleri içermesini gösteriyor.
Suyun vücutta dolaşmak için içinden geçtiği hücre zarları, sadece su ve çok küçük moleküllerin geçmesine izin verir. Su ise hücre içinde daha düşük yoğunluklu maddelerin olduğu yerlerden daha yüksek yoğunlukta maddelerin olduğu yerlere doğru hareket eder ve bu dengeyi sağlar.
Bu, gerçekleşen ilk şeyin, suyun sindirim için bağırsaklara doğru yol aldığı ve vücudun ihtiyaç duyabilecek diğer bölgelerinden uzaklaştığı anlamına geliyor.
Peki ya spor içecekleri?
Bununla birlikte çalışmalar, sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi elektrolitler içeren sporcu içeceklerinin sıvı ihtiyacımızı sudan daha iyi karşılayabileceğini öne sürüyor.
Newcastle Üniversitesi’nde spor ve egzersiz fizyolojisi öğretim görevlisi Owen Jeffries, “Fizyolojik mekanizmaları hedeflemek için tasarlanan spor içecekleri, sıvının vücuda yeniden emildiği yer olan ince bağırsaktan geçişini yavaşlatıyor” diyor.
Sporcular uzun süreler boyunca yüksek miktarda ter atar. Bu nedenle de kaybettikleri elektrolitleri ikame edebilmeleri önemlidir. Ancak geri kalanımızın su kaybetmemek için spor içecekleri tüketmesine gerek yok. Elit ve profesyonel sporcular için beslenme danışmanı olan Sophie Killer, tükettiğimiz normal içeceklerin yanı sıra dengeli bir diyetin, bir kişinin ihtiyaç duyduğu her şeyi alması için yeterli sıvıyı içereceğini söylüyor.
Killer, “Spor içecekleri esasen şeker olan karbonhidratlar içerir. İlave hiçbir enerjiye ihtiyacınız olmadığı için eğer ki tüm gün masada oturuyorsanız buna hiç gerek yok” diyor.
Aynı durum halihazırda pek çok insanın fazla tükettiği tuz için de geçerli.
Sodyumun vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyonda önemli bir rol oynadığını ifade eden Killer, “Egzersiz yaparken terimizde en yüksek miktarda kaybettiğimiz elektrolittir” diye konuşuyor.
Meyve yemenin faydaları
“Herkes kadar egzersiz yapan ortalama bir kişi, spor içeceklerine ihtiyaç duyacak kadar çok su kaybetmez.”
Bu sözler ise Appalachian Eyalet Üniversitesi’nde biyoloji profesörü ve Kuzey Carolina Araştırma Kampüsü’ndeki İnsan Performansı Laboratuvarı Direktörü David Nieman’a ait.
Ancak araştırmalar her beş kişiden birinin sıkça susuz kaldığını göstermesi sebebiyle genel nüfusta su tüketimi önem arz ediyor.
Egzersiz yaparken meyve yemenin iyileşmeye yardımcı olduğunu keşfeden Neiman, koşuya çıkmadan önce bir bardak su içmenin ve bir parça meyve yemenin işe yarayacağını söylüyor.
Neiman şöyle devam ediyor:
“Yarım muz, şeker ve 24 farklı polifenol içerir. Bu da suyu vücutta tutacak ve egzersizi destekleyecek besinleri içeriyor.”
Guatemala’daki Yaşlanma ve Metabolizma Araştırmaları Merkezi’nde beslenme araştırmacısı olan Gabriella Montenegro, bu tavsiyenin çocuklar için de geçerli olduğunu söylüyor.
Montenegro araştırmasında, düzenli olarak meyve ve sebze tüketen çocukların daha iyi su içtiği sonucuna ulaştı. Ayrıca dehidrasyon (susuz kalma) riski yüksek olan çocukların ve yaşlıların daha fazla meyve ve sebze yemesini tavsiye ediyor.
Karbonhidrat tüketiminin aslında suyun vücuda emilimini yavaşlatacağını ve içtiğimizi korumamıza yardımcı olacağını söyleyen Killer ise şöyle devam ediyor:
“Yapılması gereken en basit şey, yemekle birlikte su içmektir; çünkü bu, vücudun sıvıyı yavaşça emmesini ve tutmasını sağlayarak zarlardan geçmesine izin verir. Böylelikle su doğrudan mesaneye gitmek yerine idrar üretiminde artışa neden olur ve size su takviyesi yapmak için olması gereken yere ulaşır.”
Kafeinli içeceklerin etkisi
Vücuda su takviyesinde başka bir yol da çay ve kahve içmektir. Kimileri kafeinli içeceklerin vücudu susuz bırakmasından endişe ediyor ancak bu yalnızca yüksek dozda kafein içtiğimizde ve yeterince su almadığımızda geçerli bir durum.
Maughan bu durumu, “Kafeinli içecekler vücudun daha fazla idrar üretmesini sağlar. Ancak aynı zamanda su da içerirler. Bu da genellikle kafeinin yok ettiği sıvıdan daha fazlasını içerir” diyerek açıklıyor.
Aslında Maughan, çay ve kahvenin su içmenin iyi bir yolu olduğunu çünkü zevk aldığımız bir şeyden daha fazla içeceğimizi belirtiyor.
Eğer içen kişi buna alışmışsa bazen yüksek dozda kafein bile su kaybına neden olmaz. Düzenli kafein tüketen insanlar kafeinin idrar söktürücü etkisine daha az duyarlıdır. Killer 2014 yılında kahve içen 50 erkekle yaptığı bir çalışmada, üç gün boyunca günde dört fincan kahve içmenin, eşdeğer miktarda su içme ile aynı düzeyde hidrasyon (vücudun su ihtiyacını karşılama) sağladığını buldu.
“Kahve günlük sıvı gereksinimlerine katkıda bulunur ve düzenli kahve içen insanlarda ise böbrekler kahveden elde edilen sıvıyı tutmak için uyum sağlar” diyen Killer şöyle devam ediyor:
“Makul miktarda kahve veya çayın, düzenli kafein tüketen insanları susuz bırakması için ortada hiçbir sebep yok.”
Vücutta yeteri miktarda suyu tutabilmek, yalnızca ne içtiğimize değil, onu nasıl içtiğimize de bağlıdır. Jeffries, vücudun günlük yaşamın bir parçası olarak azıcık su kaybı ile aşırı su alımı arasında gidip geldiğini ve su kaybını ancak belirli bir seviyeye ulaştığında fark ettiğini söylüyor. Bu noktada ise sıvı almak için ideal an çoktan geçmiş olabilir.
Jeffries, bununla mücadele etmek ve hidrasyon seviyemizi korumak için gün boyunca su içmeyi tavsiye ediyor. Tek seferde çok fazla sıvı tüketmek, önce su ihtiyacımızı karşılasa da, sonra vücuttan daha fazla suyun geçmesine ve idrar olarak çıkmasına neden olabilir.
Killer, “Bir litre su içmek mesaneyi çabucak bunaltır. Bu sizin su ihtiyacınızı aslında karşılamaz. İdrarınız temiz olabilir ama bu hidrasyon durumunun bir işareti değildir” diyor.
Sporcuların elinde daha iyi imkanlar varmış ve pek çoğumuzun elinde yalnızca su kalmış gibi düşünebilirsiniz. Ancak uzmanlar, suyun küçümsendiğini savunuyor.
Suyun genellikle unutulan bir besin olduğunu savunan Killer şöyle devam ediyor:
“Ücretsiz, sağlıklı ve dişlerimize zarar vermiyor.”
Montenegro ise hidrasyonun son birkaç yıldır çok fazla araştırmalara konu olmadığını ancak sandığımızdan daha fazlasının olabileceğini söylüyor.
“Su önemli olmaktan çıktı. Ama çok önemli bir besin” diyen Montenegro sözlerini şu ifadelerle sonlandırıyor:
“Eminim hidrasyon meselesiyle ilgili henüz araştırılmamış çok daha fazla metabolik şey vardır.”
Beslenme & Diyet
Böbrekleriniz Bozuksa Kaçınmanız veya Sınırlamanız Gereken 17 Yiyecek
Published
4 gün agoon
17/02/2026
Böbrek hastalığı için birçok risk faktörü vardır. En yaygın olanları yönetilmeyen diyabet ve yüksek tansiyondur.
Alkolizm, kalp hastalığı, hepatit C ve HIV de böbrek hastalığının nedenleridir.
Böbrekler hasar gördüğünde ve düzgün çalışamadığında vücutta sıvı birikebilir ve kanda atık birikebilir.
Bununla birlikte, diyetinizdeki belirli gıdalardan kaçınmak veya sınırlamak, kandaki atık ürünlerin birikmesini azaltmaya, böbrek fonksiyonunu iyileştirmeye ve daha fazla hasarı önlemeye yardımcı olabilir.
Diyet kısıtlamaları böbrek hastalığının evresine bağlı olarak değişir.
Örneğin, kronik böbrek hastalığının erken evreleri olan kişiler, son evre böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliği olanlardan farklı diyet kısıtlamalarına sahip olacaktır.
Diyaliz gerektiren son dönem böbrek hastalığı olanlar da değişen diyet kısıtlamalarına sahip olacaktır. Diyaliz, fazla suyu uzaklaştıran ve atıkları filtreleyen bir tedavi türüdür.
Geç veya son evre böbrek hastalığı olanların çoğunun, kanda belirli kimyasalların veya besin maddelerinin birikmesini önlemek için böbrek dostu bir diyet izlemesi gerekecektir.
Kronik böbrek hastalığı olanlarda böbrekler fazla sodyum, potasyum veya fosforu yeterince uzaklaştıramaz. Sonuç olarak, bu minerallerin kan seviyelerinde yükselme riski daha yüksektir.
Bir böbrek uygun diyet ya da renal diyet, genellikle günde 2.300 mg altında, yanı sıra potasyum ve fosfor alımına sodyum sınırlar.
Potasyum ve fosfor, böbrek hastalığı olan kişiler için hala bir endişe kaynağı, ancak genellikle laboratuvar sonuçlarına dayanan bu besinler için kişisel sınırlarını belirlemek için doktorları veya diyetisyenleriyle yakın işbirliği içinde çalışmalıdırlar.
Hasarlı böbrekler, protein metabolizmasının atık ürünlerini filtrelemede de sorun yaşayabilir. Bu nedenle, tüm evrelerde, özellikle evre 3-5’te kronik böbrek hastalığı olan bireyler, diyalize girmedikleri sürece diyetlerindeki protein miktarını sınırlamalıdır.
Bununla birlikte, diyalize giren son dönem böbrek hastalığı olanlarda protein gereksinimi artar.
İşte böbrek diyetinde kaçınmanız gereken 17 yiyecek.
1. Koyu renkli içecekler
Gazlı içeceklerin sağladığı kalori ve şekere ek olarak , özellikle koyu renkli gazlı içecekler olmak üzere fosfor içeren katkı maddeleri içerirler.
Birçok yiyecek ve içecek üreticisi, lezzeti arttırmak, raf ömrünü uzatmak ve renk bozulmasını önlemek için işleme sırasında fosfor ekler.
Vücudunuz bu eklenen fosforu doğal, hayvansal veya bitki bazlı fosfordan daha fazla emer.
Doğal fosfordan farklı olarak, katkı maddesi formundaki fosfor proteine bağlı değildir. Aksine, tuz şeklinde bulunur ve bağırsak yolu tarafından yüksek oranda emilebilir.
Katkı fosforu tipik olarak bir ürünün içerik listesinde bulunabilir. Ancak, gıda üreticilerinin kesin miktarı listelemeleri zorunlu değildir.
Katkı fosfor içeriği içecek türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, çoğu koyu renkli gazlı içeceklerin 200 mL’lik bir porsiyonda 50-100 mg içerdiğine inanılmaktadır.
Sonuç olarak, böbrek diyetinde gazlı içeceklerden, özellikle koyu renkli olanlardan kaçınılmalıdır.
ÖZET
Katkı formunda insan vücudu tarafından yüksek oranda emilebilen fosfor içerdiklerinden, böbrek diyetinde koyu renkli gazlı içeceklerden kaçınılmalıdır.
2. Avokado
Avokadolar, kalp-sağlıklı yağları, lifleri ve antioksidanları da dâhil olmak üzere birçok besleyici özelliği nedeniyle sıklıkla lanse edilir.
Avokado genellikle diyete sağlıklı bir katkı olsa da, böbrek hastalığı olanların bunlardan kaçınması gerekebilir.
Bunun nedeni avokadoların çok zengin bir potasyum kaynağı olmasıdır. Ortalama büyüklükte bir avokado, 690 mg potasyum sağlar.
Porsiyon boyutunu bir avokadonun dörtte birine indirerek, böbrek hastalığı olan kişiler yine de bu gıdayı diyetlerine dâhil edebilir ve gerekirse potasyumu da sınırlayabilir.
Potasyum alımınızı izlemeniz söylendiyse, guacamole dâhil avokadolar, böbrek diyetinde sınırlandırılmalı veya kaçınılmalıdır. Ancak, farklı bireylerin farklı ihtiyaçları olduğunu ve genel diyet ve sağlık hedeflerinizin dikkate alınması gereken en önemli şey olduğunu unutmayın.
ÖZET
Doktorunuz veya beslenme uzmanınız potasyum alımınızı azaltmanızı tavsiye ettiyse, böbrek diyetinde avokadodan kaçınmayı düşünün.
3. Konserve yiyecekler
Çorbalar, sebzeler ve fasulye gibi konserve yiyecekler genellikle düşük maliyetleri ve kolaylıkları nedeniyle satın alınır.
Bununla birlikte, çoğu konserve gıda, raf ömrünü uzatmak için koruyucu olarak tuz eklendiğinden yüksek miktarda sodyum içerir.
Konserve ürünlerde bulunan sodyum miktarı nedeniyle, genellikle böbrek hastalığı olan kişilerin tüketimini önlemeleri veya sınırlamaları önerilir.
Daha düşük sodyum çeşitlerini veya “tuz eklenmemiş” etiketli çeşitleri seçmek genellikle en iyisidir.
Ek olarak, konserve fasulye ve ton balığı gibi konserve gıdaların boşaltılması ve durulanması, ürüne bağlı olarak sodyum içeriğini %33-80 oranında azaltabilir.
ÖZET
Konserve yiyecekler genellikle sodyumda yüksektir. Düşük sodyum çeşitlerinden kaçınmak, sınırlamak veya satın almak, genel sodyum tüketiminizi azaltmak için muhtemelen en iyisidir.
4. Tam buğday ekmeği
Böbrek hastalığı olan kişiler için doğru ekmeği seçmek kafa karıştırıcı olabilir.
Sağlıklı bireyler için genellikle rafine, beyaz unlu ekmek yerine tam buğday ekmeği önerilir.
Tam buğday ekmeği, çoğunlukla yüksek lif içeriği nedeniyle daha besleyici bir seçim olabilir. Bununla birlikte, böbrek hastalığı olan bireyler için genellikle tam buğday çeşitleri yerine beyaz ekmek önerilir.
Bunun nedeni fosfor ve potasyum içeriğidir. Ekmeğin içindeki kepek ve kepekli tahıllar ne kadar fazlaysa, fosfor ve potasyum içeriği o kadar yüksek olur.
Örneğin, 30 gram tam buğday ekmeği porsiyonu yaklaşık 57 mg fosfor ve 69 mg potasyum içerir. Karşılaştırıldığında, beyaz ekmek sadece 28 mg hem fosfor hem de potasyum içerir.
İki yerine bir dilim kepekli ekmek yemek, tam buğday ekmeğini tamamen bırakmak zorunda kalmadan potasyum ve fosfor alımınızı azaltmanıza yardımcı olabilir.
Çoğu ekmek ve ekmek ürününün, ister beyaz ister tam buğday olsun, aynı zamanda nispeten yüksek miktarda sodyum içerdiğini unutmayın.
Çeşitli ekmek türlerinin besin etiketlerini karşılaştırmak, mümkünse daha düşük bir sodyum seçeneği seçmek ve porsiyon boyutlarınızı izlemek en iyisidir.
ÖZET
Beyaz ekmek, düşük fosfor ve potasyum seviyeleri nedeniyle tipik olarak böbrek diyetinde tam buğday ekmeği yerine önerilir. Tüm ekmekler sodyum içerir, bu nedenle gıda etiketlerini karşılaştırmak ve daha düşük bir sodyum çeşidi seçmek en iyisidir.
5. Kahverengi pirinç
Tam buğday ekmeği gibi, kahverengi pirinç de beyaz pirinç muadilinden daha yüksek potasyum ve fosfor içeriğine sahip bir tam tahıldır.
Bir kâse pişmiş esmer pirinç 150 mg fosfor ve 154 mg potasyum içerirken 1 kâse pişmiş beyaz pirinç sadece 69 mg fosfor ve 54 mg potasyum içerir.
Kahverengi pirinci bir böbrek diyetine sığdırabilirsiniz, ancak yalnızca günlük aşırı potasyum ve fosfor alımını önlemek için porsiyon diğer gıdalarla kontrol edilir ve dengelenirse.
Bulgur, karabuğday, incili arpa ve kuskus, kahverengi pirinç için iyi bir ikame olabilecek besleyici, düşük fosforlu tanelerdir.
ÖZET
Kahverengi pirinç, yüksek bir fosfor ve potasyum içeriğine sahiptir ve muhtemelen porsiyon kontrollü veya böbrek diyetinde sınırlı olması gerekecektir. Beyaz pirinç, bulgur, karabuğday ve kuskus iyi alternatiflerdir.
6. Muz
Muz, yüksek potasyum içeriği ile bilinir.
Doğal olarak sodyumda düşük olsalar da, 1 orta boy muz 422 mg potasyum sağlar.
Potasyum alımınızı sınırlamanız talimatı verildiyse, muz günlük temel gıda ise bunu yapmak zor olabilir.
Ne yazık ki, diğer birçok tropik meyve de yüksek potasyum içeriğine sahiptir.
Ancak ananas, diğer tropik meyvelerden önemli ölçüde daha az potasyum içerir ve hem daha uygun hem de lezzetli bir alternatif olabilir.
ÖZET
Muz zengin bir potasyum kaynağıdır ve böbrek diyetinde sınırlandırılması gerekebilir. Ananas, diğer bazı tropik meyvelerden çok daha az potasyum içerdiğinden böbrek dostu bir meyvedir.
7. Süt
Süt ürünleri çeşitli vitaminler ve besinler açısından zengindir.
Aynı zamanda doğal bir fosfor ve potasyum kaynağı ve iyi bir protein kaynağıdırlar.
Örneğin, 1 bardak (240 mL) tam yağlı süt 222 mg fosfor ve 349 mg potasyum sağlar.
Yine de, diğer fosfor açısından zengin gıdalarla birlikte çok fazla süt tüketmek, böbrek hastalığı olanlarda kemik sağlığına zararlı olabilir.
Süt ve süt ürünleri genellikle güçlü kemikler ve kas sağlığı için tavsiye edildiğinden, bu şaşırtıcı gelebilir.
Bununla birlikte, böbrekler hasar gördüğünde, çok fazla fosfor tüketimi kanda fosfor birikmesine neden olabilir ve bu da kalsiyumu kemiklerden çekebilir. Bu, zamanla kemiklerinizi ince ve zayıf hale getirebilir ve kemik kırılması veya kırılma riskinizi artırabilir.
Süt ürünleri de protein bakımından yüksektir. Bir fincan (240 mL) tam yağlı süt, yaklaşık 8 gram protein sağlar.
Kanda protein atığı birikmesini önlemek için süt alımını sınırlamak önemli olabilir.
Zenginleştirilmemiş pirinç sütü ve badem sütü gibi süt alternatifleri, potasyum, fosfor ve protein açısından inek sütünden çok daha düşüktür, bu da onları böbrek diyetinde sütün yerine iyi bir alternatif haline getirir.
ÖZET
Süt ürünleri yüksek miktarda fosfor, potasyum ve protein içerir ve böbrek diyetiyle sınırlandırılmalıdır. Sütün yüksek kalsiyum içeriğine rağmen, fosfor içeriği böbrek hastalığı olanlarda kemikleri zayıflatabilir.
8. Portakal ve portakal suyu
Portakal ve portakal suyu, tartışmasız en çok C vitamini içeriğiyle bilinirken, aynı zamanda zengin potasyum kaynaklarıdır.
Bir büyük portakal (184 gram) 333 mg potasyum sağlar. Ayrıca 1 bardak (240 mL) portakal suyunda 473 mg potasyum vardır .
Potasyum içeriği göz önüne alındığında, portakal ve portakal suyundan kaçınılması veya böbrek diyetinde sınırlandırılması gerekir.
Üzümler, elmalar ve kızılcıklar ve bunların meyve suları, daha düşük potasyum içeriğine sahip olduklarından, portakal ve portakal suyu için iyi ikamelerdir.
ÖZET
Portakal ve portakal suyu potasyum bakımından yüksektir ve böbrek diyetiyle sınırlandırılmalıdır. Bunun yerine üzümleri, elmaları, kızılcıkları veya meyve sularını deneyin.
9. İşlenmiş etler
İşlenmiş etler uzun süredir kronik hastalıklarla ilişkilendirilmektedir ve koruyucu içerikleri nedeniyle genellikle sağlıksız olarak kabul edilmektedir.
İşlenmiş etler, tuzlanmış, kurutulmuş, kürlenmiş veya konserve edilmiş etlerdir.
Bazı örnekler arasında sosisli sandviç, sosis bulunur.
İşlenmiş etler tipik olarak, çoğunlukla tatlarını iyileştirmek ve lezzetini korumak için büyük miktarlarda tuz içerir.
Bu nedenle, diyetinizde işlenmiş etler bolsa, günlük sodyum alımınızı 2.300 mg’ın altında tutmak zor olabilir.
Ek olarak, işlenmiş etler protein bakımından yüksektir.
Protein alımınızı izlemeniz söylendiyse, bu nedenle de işlenmiş etleri sınırlamanız önemlidir.
ÖZET
İşlenmiş etler tuz ve protein bakımından yüksektir ve böbrek diyetinde ölçülü olarak tüketilmelidir.
10. Turşu, zeytin ve lezzet
Turşu, işlenmiş zeytin ve lezzet, tütsülenmiş veya salamura gıdaların örnekleridir.
Genellikle, kürleme veya dekapaj işlemi sırasında büyük miktarlarda tuz eklenir.
Örneğin, bir turşu mızrağı 300 mg’dan fazla sodyum içerebilir. Aynı şekilde 2 yemek kaşığı tatlı turşu rendesinde 244 mg sodyum vardır.
İşlenmiş zeytinler, daha az acı tadı için kürlendiklerinden ve fermente edildiklerinden tuzlu olma eğilimindedirler. Beş yeşil salamura zeytin, sadece küçük bir porsiyonda günlük miktarın önemli bir kısmı olan yaklaşık 195 mg sodyum sağlar.
Azaltılmış sodyum seçenekleri bile sodyumda yüksek olabilir, bu nedenle porsiyonlarınızı yine de izlemek isteyeceksiniz.
ÖZET
Turşu, işlenmiş zeytin yüksek sodyum içerir ve böbrek diyetinde sınırlandırılmalıdır.
11. Kayısı
Kayısı, C vitamini, A vitamini ve lif bakımından zengindir.
Ayrıca potasyum bakımından da yüksektirler. Bir fincan taze kayısı 427 mg potasyum sağlar.
Ayrıca, potasyum içeriği kuru kayısılarda daha da yoğunlaşmıştır.
Bir fincan kuru kayısı, 1.500 mg’dan fazla potasyum sağlar.
Bu, sadece 1 fincan kuru kayısı, 2.000 mg’lık düşük potasyum kısıtlamasının yüzde 75’ini sağladığı anlamına gelir.
Böbrek diyetinde kayısılardan ve en önemlisi kuru kayısılardan kaçınmak en iyisidir.
ÖZET
Kayısı, böbrek diyetinde kaçınılması gereken yüksek potasyumlu bir besindir. 1 fincan ham başına 400 mg’ın üzerinde ve 1 fincan kurutulmuş başına 1.500 mg’ın üzerinde sunarlar.
12. Patates ve tatlı patates
Patates ve tatlı patates potasyum açısından zengin sebzelerdir.
Sadece bir orta boy fırınlanmış patates (156 gram) 610 mg potasyum içerirken, orta boy bir fırınlanmış tatlı patates (114 gram) 541 mg potasyum içerir.
Neyse ki, patatesler ve tatlı patatesler de dâhil olmak üzere bazı yüksek potasyumlu gıdalar, potasyum içeriklerini azaltmak için ıslatılabilir veya süzülebilir.
Patatesleri küçük, ince parçalar halinde kesmek ve en az 10 dakika kaynatmak potasyum içeriğini yaklaşık yüzde 50 oranında azaltabilir.
Pişirmeden önce en az 4 saat suda bekletilen patateslerin, pişirmeden önce ıslatılmayanlara göre daha düşük potasyum içeriğine sahip olduğu kanıtlanmıştır.
Bu yöntem potasyum liçi veya çift pişirme yöntemi olarak bilinir.
Patateslerin iki kez pişirilmesi potasyum içeriğini azaltsa da, potasyum içeriğinin bu yöntemle elimine edilmediğini unutmamak önemlidir.
Çifte pişirilmiş patateslerde hala önemli miktarda potasyum bulunabilir, bu nedenle potasyum seviyelerini kontrol altında tutmak için porsiyon kontrolü uygulamak en iyisidir.
ÖZET
Patates ve tatlı patates yüksek potasyumlu sebzelerdir. Patatesleri kaynatmak veya iki kez pişirmek potasyum içeriğini yaklaşık yüzde 50 oranında azaltabilir.
13. Domates
Domatesler, böbrek diyetinin kurallarına uymayabilecek başka bir yüksek potasyum meyvesidir.
Çiğ veya haşlanmış olarak servis edilebilirler ve genellikle sos yapmak için kullanılırlar.
Sadece 1 fincan domates sosu 900 mg’a kadar potasyum içerebilir.
Ne yazık ki böbrek diyeti yapanlar için domates birçok yemekte yaygın olarak kullanılmaktadır.
Daha düşük potasyum içeriğine sahip bir alternatif seçmek, büyük ölçüde zevk tercihlerinize bağlıdır. Bununla birlikte, domates sosunu közlenmiş kırmızıbiber sosuyla değiştirmek eşit derecede lezzetli olabilir ve porsiyon başına daha az potasyum sağlayabilir.
ÖZET
Domatesler, muhtemelen böbrek diyetinde sınırlandırılması gereken bir başka yüksek potasyum meyvesidir.
14. Paketlenmiş, hazır gıda ve hazır yemekler
İşlenmiş gıdalar, diyetteki sodyumun önemli bir bileşeni olabilir.
Bu gıdalar arasında, paketlenmiş, hazır gıda ve yemekler genellikle en ağır şekilde işlenmiş olanlardır ve bu nedenle en fazla sodyum içerirler.
Örnekler arasında donmuş pizza, mikrodalgada pişirilebilen yemekler ve hazır erişteler sayılabilir.
Düzenli olarak yüksek oranda işlenmiş gıdalar yiyorsanız, sodyum alımını günde 2.300 mg’da tutmak zor olabilir.
Ağır işlenmiş gıdalar sadece büyük miktarda sodyum içermekle kalmaz, aynı zamanda genellikle besin maddelerinden yoksundur.
ÖZET
Paketlenmiş, hazır ve hazır yemekler, çok fazla miktarda sodyum içerebilen ve besin maddelerinden yoksun olabilen yüksek oranda işlenmiş ürünlerdir. Bu yiyecekleri böbrek diyetinde sınırlamak en iyisidir.
15. Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri
Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri, potasyum da dâhil olmak üzere yüksek miktarda çeşitli besin ve mineral içeren yapraklı yeşil sebzelerdir.
Çiğ olarak servis edildiğinde, potasyum miktarı fincan başına 140–290 mg arasında değişir.
Yapraklı sebzeler pişirildiğinde daha küçük porsiyon boyutuna küçülürken, potasyum içeriği aynı kalır.
Örneğin, yarım fincan çiğ ıspanak pişirildiğinde yaklaşık 1 yemek kaşığı kadar küçülür. Bu nedenle, yarım fincan pişmiş ıspanak yemek, yarım fincan çiğ ıspanaktan çok daha fazla miktarda potasyum içerir.
Çok fazla potasyumdan kaçınmak için pişmiş yeşillikler yerine ham İsviçre pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri tercih edilir.
Bununla birlikte, oksalatlarda da yüksek oldukları için bu gıdaların alımını azaltın. Hassas bireyler arasında oksalatlar böbrek taşı riskini artırabilir.
Böbrek taşları böbrek dokusuna daha fazla zarar verebilir ve böbrek fonksiyonunu azaltabilir.
ÖZET
Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri gibi yeşil yapraklı sebzeler, özellikle pişmiş olarak servis edildiğinde potasyumla doludur. Porsiyon boyutları pişirildiğinde küçülse de potasyum içerikleri aynı kalır.
16. Kuru üzüm ve kuru erik
Kuru üzüm ve kuru erik yaygın kuru meyvelerdir.
Meyveler kurutulduğunda potasyum dahil tüm besinleri konsantre olur.
Örneğin, 1 fincan kuru erik 1.274 mg potasyum sağlar; bu, ham karşılığı olan 1 fincan erikte bulunan potasyum miktarının yaklaşık 5 katıdır.
Ayrıca, sadece 4 hurma 668 mg potasyum sağlar.
Bu yaygın kuru meyvelerdeki yüksek miktarda potasyum göz önüne alındığında, potasyum seviyelerinizin uygun kalmasını sağlamak için böbrek diyetindeyken potasyumdan uzak durmak en iyisidir.
ÖZET
Besinler meyveler kurutulduğunda konsantre olur. Bu nedenle, hurma, kuru erik ve kuru üzüm dâhil olmak üzere kurutulmuş meyvelerin potasyum içeriği son derece yüksektir ve böbrek diyetinden kaçınılmalıdır.
17. Cips ve kraker
Cips ve kraker gibi yemeye hazır atıştırmalık yiyecekler, besin açısından eksik ve nispeten yüksek tuz olma eğilimindedir.
Ayrıca, bu yiyeceklerin önerilen porsiyon boyutundan daha fazlasını yemek kolaydır ve genellikle amaçlanandan daha fazla tuz alımına yol açar.
Dahası, patateslerden cips yapılırsa, önemli miktarda potasyum da içereceklerdir.
ÖZET
Çubuk kraker, cips ve krakerler büyük porsiyonlarda kolayca tüketilir ve yüksek miktarda tuz içerirler. Ek olarak, patateslerden yapılan cipsler önemli miktarda potasyum sağlar.
***
Böbrek hastalığınız varsa potasyum, fosfor ve sodyum alımınızı azaltmak hastalığı yönetmenin önemli bir yönü olabilir.
Yukarıda listelenen yüksek sodyum, yüksek potasyum ve yüksek fosforlu gıdalar muhtemelen en iyi şekilde sınırlandırılır veya kaçınılır.
Diyet kısıtlamaları ve besin alımı önerileri, böbrek hasarınızın ciddiyetine göre değişecektir.
Renal bir diyet uygulamak bazen göz korkutucu ve biraz kısıtlayıcı görünebilir. Bununla birlikte, bir sağlık uzmanı ve böbrek diyetisyeniyle çalışmak, bireysel ihtiyaçlarınıza özel bir böbrek diyeti tasarlamanıza yardımcı olabilir.
Renal diyet içeriğinde yüksek derecede sodyum, potasyum ve fosfor bulunan yiyeceklerin kullanımını kısıtlayan bir diyettir. Genellikle kronik böbrek rahatsızlıkları, böbrek hastalıkları ve böbrek hastalığında son aşamaya gelmiş kişiler için önerilir.
Beslenme & Diyet
Kahvaltıyı Atlamak Sizin İçin Kötü mü? Şaşırtıcı Gerçek
Published
4 gün agoon
17/02/2026
Yeni araştırmalar, herkesin kahvaltı yapması gerektiği yönündeki evrensel tavsiyeyi sorgulamaya başladı.
Bu makale kahvaltıya ayrıntılı bir bakış atıyor ve onu atlamanın gerçekten sağlığınıza zarar verip vermeyeceğini ve sizi şişmanlatıp şişmanlamayacağını ele alıyor.
Kahvaltı Yiyenler Daha Sağlıklı Alışkanlıklara Sahiptir
Doğru, birçok araştırma kahvaltı yapanların daha sağlıklı olma eğiliminde olduğunu gösteriyor.
Örneğin, fazla kilolu/obez olma olasılıkları daha düşüktür ve çeşitli kronik hastalık riskleri daha düşüktür.
Bu nedenle birçok uzman kahvaltının sizin için iyi olması gerektiğini iddia etmiştir.
Ancak, bu çalışmalar nedensellik gösteremeyen sözde gözlemsel çalışmalardır.
Bu araştırmalar, kahvaltı yapan kişilerin daha sağlıklı olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor ancak kahvaltının kendisinin buna neden olduğunu kanıtlayamıyorlar.
Muhtemelen kahvaltı yapanların bunu açıklayabilecek başka sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları vardır.
Örneğin, kahvaltı yapan insanlar aynı zamanda daha fazla lif ve mikro besin içeren daha sağlıklı bir diyet yeme eğilimindedir.
Öte yandan, kahvaltıyı atlayan insanlar daha fazla sigara içme, daha fazla alkol içme ve daha az egzersiz yapma eğilimindedir.
Belki de kahvaltı yapanların ortalama olarak daha sağlıklı olmasının nedenleri bunlardır. O olmayabilir şey kahvaltıda kendisi ile ilgisi yok.
Aslında, randomize kontrollü araştırmalar olarak adlandırılan daha kaliteli araştırmalar, kahvaltı yapıp yapmamanın gerçekten önemli olmadığını gösteriyor.
Sonuç Olarak:
Kahvaltı yapanlar, kahvaltıyı atlayanlardan daha sağlıklı ve daha zayıf olma eğilimindedir. Bunun nedeni, kahvaltı yapanların başka sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarına sahip olmaları olabilir.
Kahvaltı Yapmak Metabolizmanızı Hızlandırmaz
Bazı insanlar kahvaltı yapmanın metabolizmayı “hızlandırdığını” iddia eder, ancak bu bir efsanedir.
Bu insanlar, yedikten sonra ortaya çıkan yakılan kalorilerdeki artış olan yemeğin termik etkisine atıfta bulunuyorlar.
Ancak metabolizma için önemli olan gün boyunca tüketilen toplam besin miktarıdır. Hangi saatlerde ve ne sıklıkla yediğiniz hiç fark etmez.
Araştırmalar, kahvaltı yapan veya kahvaltıyı atlayan insanlar arasında 24 saat boyunca yakılan kalorilerde bir fark olmadığını gösteriyor.
Sonuç Olarak:
Kahvaltı yediğiniz veya atladığınızın gün boyunca yaktığınız kalori miktarı üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bu bir efsane.
Kahvaltı Atlamak Kilo Aldırmaz
Yukarıda belirtildiği gibi, kahvaltıyı atlayan insanlar, kahvaltı yapan insanlardan daha kilolu olma eğilimindedir.
Bu paradoksal görünebilir, çünkü yemek yememek nasıl daha fazla kilo almanıza neden olmaz? Bazıları, kahvaltıyı atlamanın çok acıkmanıza ve böylece günün ilerleyen saatlerinde fazla yemek yemenize neden olduğunu iddia ediyor.
Bu mantıklı görünüyor, ancak kanıtlarla desteklenmiyor.
Kahvaltıyı atlamanın insanların daha çok acıkmasına ve öğle yemeğinde daha fazla yemesine neden olduğu doğrudur ancak bu, atlanan kahvaltıyı fazlasıyla telafi etmek için yeterli değildir.
Hatta bazı araştırmalar, kahvaltıyı atlamanın toplam kalori alımını günde 400 kaloriye kadar azaltabileceğini bile göstermiştir.
Bu mantıklı görünüyor, çünkü her gün diyetinizden bir öğünün tamamını etkili bir şekilde çıkarıyorsunuz.
İlginç bir şekilde, kahvaltıyı ye/atla ikilemi yakın zamanda yüksek kaliteli bir randomize kontrollü çalışmada test edildi.
Bu, 309 kilolu/obez erkek ve kadında yemek yeme veya kahvaltıyı atlama önerilerini karşılaştıran 4 aylık bir çalışmaydı.
4 ay sonra gruplar arasında ağırlık farkı yoktu. İnsanların kahvaltı yapıp yapmaması önemli değildi.
Bu sonuçlar, kahvaltı alışkanlıklarının kilo kaybı üzerindeki etkilerine ilişkin diğer çalışmalar tarafından desteklenmektedir. Kahvaltıyı atlamanın görünür bir etkisi olmadı.
Sonuç Olarak:
Daha kaliteli araştırmalar, insanların kahvaltı yapıp yapmamasının bir fark yaratmadığını gösteriyor. Kahvaltıyı atlamak, öğle yemeğinde daha fazla yemenizi sağlar, ancak atladığınız kahvaltıyı telafi etmeye yetmez.
Kahvaltıyı Atlamak Sağlığa Bazı Faydaları Bile Olabilir
Kahvaltıyı atlamak, birçok aralıklı oruç yönteminin ortak bir parçasıdır.
Bu, 16 saatlik gece orucunu ve ardından 8 saatlik yemek yeme penceresini içeren 16/8 yöntemini içerir.
Bu yeme aralığı genellikle öğle yemeğinden akşam yemeğine kadar değişir, bu da her gün kahvaltıyı atladığınız anlamına gelir.
Aralıklı oruç tutmanın kalori alımını etkili bir şekilde azalttığı, kilo kaybını arttırdığı ve metabolik sağlığı iyileştirdiği gösterilmiştir.
Ancak aralıklı oruç tutmanın ve/veya kahvaltıyı atlamanın herkese uygun olmadığını belirtmekte fayda var. Etkiler kişiye göre değişir.
Bazı kişilerde olumlu etkiler görülebilirken, bazılarında baş ağrısı, kan şekerinde düşme, baygınlık ve konsantrasyon eksikliği gelişebilir.
Sonuç Olarak:
Kahvaltıyı atlamak, 16/8 yöntemi gibi birçok aralıklı oruç protokolünün bir parçasıdır. Aralıklı orucun sayısız sağlık yararı olabilir.
Kahvaltı Opsiyoneldir
Kanıtlar açık, kahvaltının “özel” bir yanı yok.
Günün geri kalanında sağlıklı beslendiğiniz sürece, muhtemelen kahvaltı yapıp yapmadığınızın bir önemi yoktur.
Kahvaltı metabolizmanızı “atlamaz” ve onu atlamak otomatik olarak fazla yemenize ve kilo almanıza neden olmaz.
Bu, randomize kontrollü çalışmalarda (gerçek bilim) yanlış olduğu kanıtlanan gözlemsel çalışmalara dayanan bir efsanedir.
Günün sonunda, kahvaltı isteğe bağlıdır ve hepsi kişisel tercihlere bağlıdır.
Sabah kendinizi aç hissediyorsanız ve kahvaltıyı seviyorsanız, sağlıklı bir kahvaltı yapın. Bir protein bakımından zengin bir kahvaltı en iyisidir.
Ancak sabahları aç hissetmiyorsanız ve kahvaltıya ihtiyacınız olduğunu hissetmiyorsanız, yemeyin.
Bu kadar basit.
İnanmayı bırakmanız gereken 5 kilo verme efsanesi
Su içmek, kaybedilen sıvıları tekrar kazanmanın en iyi yolu mu?
Boşanma Sonrası Depresyonu Yönetmek
Uykunun 4 Aşaması: NREM ve REM Uykusu Sırasında Neler Oluyor?
Ani Kalp Durmasının Yaygın Nedenleri
PMS: Size yardımcı olacak en iyi 10 ipucu
Böbrekleriniz Bozuksa Kaçınmanız veya Sınırlamanız Gereken 17 Yiyecek
Trendler
-
Hastalık1 hafta agoZatürre nedir, belirtileri nelerdir?
-
Sağlık1 hafta agoSigara, Tütün ve Saç Dökülmesi Arasındaki Bağlantı
-
Hastalık3 gün agoAni Kalp Durmasının Yaygın Nedenleri
-
Sağlık4 gün agoAntibiyotik ve Alkolü Birleştirmek: Güvenli mi?
-
Sağlık2 gün agoUykunun 4 Aşaması: NREM ve REM Uykusu Sırasında Neler Oluyor?
-
Sağlık5 gün agoDuygusal Manipülasyon Belirtileri Nasıl Anlaşılır ve Ne Yapılır?
-
Sağlık5 gün agoİlaç Alerjisi Nedir?
-
Beslenme & Diyet5 gün agoKahveyi sevmek için 5 sağlıklı neden















