Connect with us

Sağlık

Palyatif bakım nedir? Palyatif bakımda ne yapılır?

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Palyatif bakım, yaşamı kısıtlayıcı hastalıkları olan kişiler için özel tıbbi ve hemşirelik bakımını kapsayan disiplinlerarası bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.

1980’lerde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından  “tedavilere yanıt alınamayan hastaların bütüncül bakımı” olarak tanımlanırken, 2002’de  Palyatif bakımının tanımı “yaşamı tehdit eden bir hastalıkla karşılaşan hasta ve ailelerin, hastalığın tanısından ölüme kadar olan süreçte ağrı ve semptomların erken tanılanması ve giderilmesi, psikososyal ve manevi desteğin sağlanarak yaşam kalitelerini artırma çabası” şeklinde güncellendi.

PALYATİF BAKIM NEDİR?

Palyatif bakım, yaşamı kısıtlayıcı hastalıkları olan kişiler için özel tıbbi ve hemşirelik bakımını kapsayan disiplinlerarası bir yaklaşım. Hastalığın herhangi bir aşamasında belirtilerden, ağrıdan, fiziksel ve biyolojik stresten rahatlatma sağlamaya odaklanır. Hedef, kişinin ve ailesinin yaşam kalitesini geliştirmektir. 2016 itibariyla kanıtlar, palyatif bakımın hastanın yaşam kalitesini iyileştirmedeki etkinliğini desteklemektedir.

Palyatif bakım; hemşireler, hekimler, fizyoterapistler, meslekî terapistler, konuşma dili patologları ve birinci basamak hekimiyle birlikte çalışan ek destek sağlayan diğer sağlık çalışanlarından oluşan ekip tarafından sağlanmaktadır. Her yaşta ve ciddi bir hastalıkta herhangi bir aşamada uygundur ve bakımın temel amacı olarak veya iyileştirici tedavi ile sağlanabilir. Yaşam sonu bakımın önemli bir parçası olmasına rağmen, bu aşama ile sınırlı değildir. Palyatif bakım; hastanelerde, evde, toplumda palyatif bakım programlarının bir parçası olan vasıflı hemşirelik tesislerinde dahil olmak üzere çeşitli ortamlarda sağlanabilir. Disiplinlerarası palyatif bakım ekipleri bakım hedeflerini netleştirmek ve semptom yönetimiyle psiko-sosyal ve manevi destek sağlamak için insanlarla ve aileleriyle birlikte çalışır.

İYİLEŞTİRİCİ OLMAYAN TEDAVİDİR

Hekimler bazen palyatif bakım terimini, hiçbir tedavinin beklenemeyeceği (genellikle geç evre kanserlerinde olduğu gibi), belirtileri iyileştirme amaçlı palyatif tedaviler anlamına gelen bir anlamda kullanırlar. Örneğin tümörün blokajı, iyileştirici etkide olmasa bile kitleden kaynaklanan ağrıyı azaltabilir. Daha açık bir kullanım palyatif, iyileştirici olmayan tedavidir. Palyatif bakım iyileştirici veya agresif tedavilerle birlikte kullanılabilir.

İlaçlar ve tedavilerin, altta yatan hastalık veya neden üzerinde iyileştirici bir etkiye sahip olmadan belirtileri hafiflettiği takdirde palyatif bir etkiye sahip olduğu söylenir. Bu, bir grip enfeksiyonu ile ilişkili ağrıyı tedavi etmeyi, kırık bacak ağrılarını veya ibuprofen ağrılarını tedavi etmeyle beraber kemoterapi ile ilgili mide bulantısını tedavi etmeyi içerebilir.

Sağlık

Uzmanından MS hastalarına uyarı ve öneriler

Dengeli beslenme, özellikle antienflamatuar diyetler, sigara ve aşırı alkolden kaçınmanın semptomların yönetiminde kritik rol oynadığını ifade eden Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Taş Devri diyeti yani Paleo diyeti, MS hastaları için dikkate değer bir beslenme planıdır. Vücuttaki iltihaplanmayı azaltabilir ve bağışıklık sistemi fonksiyonlarını düzenleyebilir.” dedi.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Uluslararası Multipl Skleroz (MS) Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl mayıs ayının son çarşamba günü Dünya MS Günü olarak kutlanıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bu yıl 29 Mayıs’ta kutlanan Dünya Multiple Skleroz (MS) Günü dolayısıyla, hastalık hakkında bilgi vererek, semptomların kötüleşmesini önlemek veya geciktirmek için hangi önlemleri alınabileceğini anlattı.

“MS hastalarında kas güçsüzlüğü ve denge sorunları sık görülüyor”

Multiple Sklerozun (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olduğunu ve hastaların hayat kalitesi üzerinde çeşitli olumsuz etkiler yaratabildiğini kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS hastalarında kas güçsüzlüğü ve denge sorunları sık görülür. Bu, günlük aktiviteleri zorlaştırabilir ve bağımsızlığı azaltabilir. MS’e bağlı kronik yorgunluk, hastaların enerji seviyesini düşürerek iş yapabilme kapasitesini ve sosyal etkinliklere katılımı kısıtlar.” dedi.

MS ile yaşama depresyon ve anksiyete riskini artırıyor

MS hastalarında sıkça görülen bilişsel bozuklukların, öğrenme, problem çözme ve görev yönetimini zorlaştırabildiğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şöyle devam etti:

“Mental işlerde çabuk yorulma ve konsantrasyon eksikliği, iş ve eğitim yaşamını olumsuz etkiler. MS ile yaşamanın getirdiği sürekli stres, belirsizlik ve fiziksel sınırlamalar depresyon ve anksiyete riskini artırıyor. MS hastaları, ruh hali değişiklikleri ve duygusal tepkilerde aşırılıklar yaşayabilir bu da sosyal ilişkileri etkileyebiliyor. Hastalığın ilerlemesi iş kaybına yol açabilir ve mali sıkıntılar doğurabilir. Çalışma kapasitesinin düşmesi, ekonomik bağımsızlığı tehdit edebiliyor.

MS, sürekli tıbbi bakım ve tedavi gerektiriyor

Hareket kısıtlılığı, yorgunluk ve duygusal sorunlar nedeniyle sosyal etkinliklere katılım azalabilir, bu da sosyal izolasyona yol açar. Sonuçta Fiziksel ve bilişsel bozukluklar, günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak gerçekleştirme yeteneğini kısıtlar. Aynı zamanda MS, sürekli tıbbi bakım ve tedavi gerektirir. Bu, hastaların ve ailelerinin üzerinde sürekli bir stres ve yük oluşturur.”

Yoga, yüzme ve yürüyüş gibi aktiviteler öneriliyor

Multiple Sklerozun (MS) kontrol altına alınması ve semptomların kötüleşmesini önlemek veya geciktirmek için bir dizi önlem almak gerektiğini de anlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şöyle devam etti:

“İlaç tedavisi, hastalığı modifiye edici tedaviler (DMTs) ile MS’in ilerlemesini yavaşlatırken, kortikosteroidler akut atakları tedavi eder. Düzenli egzersiz, kas gücünü ve esnekliği artırarak genel sağlığı iyileştirir, ayrıca yoga, yüzme ve yürüyüş gibi aktiviteler önerilir. Dengeli beslenme, özellikle antienflamatuar diyetler, sigara ve aşırı alkolden kaçınmak da semptomların yönetiminde kritik rol oynuyor.

Fiziksel terapi, hareket kabiliyetini ve dengeyi geliştirirken, mesleki terapi günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı artırır. Konuşma ve yutma güçlüğü yaşayan hastalar için ilgili terapiler faydalıdır. Ayrıca, psikolojik destek, depresyon ve anksiyete gibi duygusal zorlukların yönetilmesine yardımcı olarak genel yaşam kalitesini yükseltir. Bu bütüncül yaklaşım, MS’in etkilerini minimize ederek hastaların daha iyi bir yaşam sürmelerine olanak tanır.”

Taş Devri diyeti MS hastaları için dikkate değer bir beslenme planı

Sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme planının, Multiple Skleroz (MS) semptomlarının yönetiminde önemli bir rol oynadığını da kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları dile getirdi:

“Düzenli fiziksel aktivite, kas gücünü ve esnekliği artırarak yorgunluk ve denge sorunlarını azaltabilir. Egzersiz aynı zamanda ruh halini iyileştirir ve genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratır. Dengeli bir beslenme, özellikle antienflamatuar özelliklere sahip gıdaların tüketimi, vücuttaki iltihaplanmayı azaltarak MS semptomlarını hafifletebilir. Bu bağlamda Taş Devri diyeti, yani Paleo diyeti, MS hastaları için dikkate değer bir beslenme planıdır. Paleo diyeti, işlenmiş gıdalar, tahıllar, süt ürünleri ve rafine şekerden kaçınarak, tarih öncesi insanların tükettiği besinlere odaklanır. Bu diyet, taze sebzeler, meyveler, yağsız etler, balık, yumurta, kuruyemişler ve tohumları içerir. Bu besinler, vücuttaki iltihaplanmayı azaltabilir ve bağışıklık sistemi fonksiyonlarını düzenleyebilir.

MS’in ilerlemesini yavaşlatabilen besinler neler?

Omega-3 yağ asitleri açısından zengin balıklar ve antioksidan içeriği yüksek sebze ve meyveler, sinir hücrelerini koruyarak MS’in ilerlemesini yavaşlatabilir. Ayrıca, işlenmiş gıdalardan ve rafine şekerden kaçınmak, enerji seviyelerini dengeleyerek yorgunluk hissini azaltabilir. Sağlıklı yaşam tarzı ve Paleo diyeti gibi beslenme planları, MS hastalarının genel sağlıklarını iyileştirir ve hastalığın getirdiği fiziksel ve bilişsel zorlukları yönetmelerine yardımcı olur. Bu, hastaların yaşam kalitesini artırarak daha aktif ve bağımsız bir yaşam sürmelerini sağlar.”

Masaj terapisi hastanın genel sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratıyor

İlaç tedavisinin yanı sıra, alternatif tedavi yöntemlerinin de Multiple Skleroz (MS) semptomlarının kontrolünde önemli bir rol oynayabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Akupunktur, vücuttaki enerji akışını dengeleyerek ağrı ve spazm gibi semptomları hafifletebilir. Yoga, esneklik ve dengeyi artırarak kas güçsüzlüğünü ve yorgunluğu azaltabilir, ayrıca stres yönetimine yardımcı olarak genel ruh halini iyileştirir. Masaj terapisi, kas gerginliğini azaltarak rahatlama sağlar ve kan dolaşımını artırarak genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratır. Bu alternatif tedavi yöntemleri, MS hastalarının fiziksel ve duygusal iyilik hallerini destekler, ilaç tedavisine tamamlayıcı olarak semptomların yönetimine katkıda bulunur ve hastaların yaşam kalitesini yükseltir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

OKUMAYA DEVAM ET

Sağlık

Paketli gıdalar böbrek rahatsızlığına neden oluyor

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Hazır ve paketli gıdaların sık tüketimi, idrara çıkmanın ertelenmesi veya gün içinde yeterli miktarda su içilmemesi gibi alışkanlıklar sebebiyle çocuklarda böbreklerle ilişkili sorunlar gözlemlenebiliyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Teknolojinin gelişimiyle birlikte günümüzde pek çok çocuk bedensel hareketler içeren oyunlardan ve etkinliklerden oldukça uzak. Çocukların artık günlerini telefon, tablet ya da bilgisayar başında geçirdiklerinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Hareketsizliklerinin yanında abur cuburlarla öğün atlatıyorlar hatta su içmeyi dahi unutuyorlar. Ayrıca bazı kronik hastalıklar ve ilaçlar da çocuklarda böbrek taşı gelişimini hızlandırabiliyor” ifadelerini kullandı.

Çocuklardaki böbrek taşı oluşumunun kaynağı farklı bir rahatsızlık olabilir

Bilimsel çalışmalar sonucunda, böbrek taşına sahip çocukların yüzde 75-85’inde altta yatan hazırlayıcı bir faktör bulunduğunu dile getiren Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Bu faktörler ağırlıklı olarak; idrar yolu enfeksiyonu, böbrek ve üriner sistemin yapısal bozuklukları ve çeşitli metabolik sorunlar şeklinde sıralanıyor. Yapısal yani anatomik bozukluklar idrar akışında yavaşlamaya yol açabiliyor bu durum da taş oluşumuna sebep oluyor. Böbrek büyümesi, idrarın böbreğe geri kaçması, idrarın mesaneye ulaşma güçlüğü ve böbrek kistlerinin varlığı çocuklarda taş oluşumu riskini artırıyor. Eğer ailede böbrek ya da üriner sistem taşı varsa risk daha da yükseliyor” dedi.

Üriner sistemdeki taşlar her zaman belirti vermiyor

Böbrek taşları bebeklik dönemi de dahil olmak üzere her yaş grubunda görülebiliyor diyen Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebekler böbrek taşı gelişimi açısından risk grubunda bulunuyor. Yaş büyüdükçe üriner sistemde taş görülme sıklığı da artıyor ve bazı bilimsel yayınlara göre erkek çocuklarda daha sık rastlanıyor” şeklinde konuştu. Böbrek taşında; karın ve göbek altı bölgede ağrı, kusma, idrarda renk ve koku değişikliği, idrar yapamama, idrar miktarında azalma, idrarda kan görülmesi, idrar kaçırma ve idrar yapma sırasında ağrı gibi belirtilerin görülebildiğini paylaşan Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Bu belirtiler gözlemlendiğinde hızlıca bir uzmana başvurmak gerekiyor. Bazen de farklı nedenlerle yapılan karın ultrasonografi incelemelerinde rastlantısal olarak böbrek ya da idrar yollarında taş saptanabiliyor. Olguların yüzde 30’u belirti olmadan, görüntüleme ile tanı alıyor. Bu yüzden düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerekiyor” dedi.

Tedavide cerrahi müdahale şart değil

Tam idrar tahlili ve üriner sistem ultrasonografisi gibi yöntemlerin hastalığın tanısının ilk basamağını oluşturduğunu dile getiren Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, “Eğer taş milimetre boyutlarında ise ve ağrı, tıkanma, enfeksiyon ya da kanama gibi belirtiler yoksa ultrasonografi veya idrar testleriyle hastanın takibine devam ediliyor. Bu aşamada bol su içilmesi, meyve ve sebzeden zengin bir diyet uygulanması ve paketli gıdalardan kaçınılması önemli. Taşın kendiliğinden düşme olasılığı yoksa ve ciddi bir tıkanıklığa sebep olmuşsa cerrahi tedavi yöntemlere başvurulabiliyor. Böbrek taşı olgularının yüzde 30-60’ı tedaviden sonra tekrarlayabilme özelliğine sahip. Bu nedenle yakın takipten vazgeçilmemeli” bilgilerini verdi.

Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı çocukları böbrek taşı gelişiminden korumak için anne ve babalara başlıca 3 tavsiye verdi:

  1. Çocuklarınızın günlük sıvı tüketimini takip ederek su alımlarını yeterli seviyede tutun.
  2. Çocuklarınızı tuz ve protein içeriği yüksek hazır gıdalardan ve paketli ürünlerden mümkün olduğunca uzaklaştırın.
  3. Çocuklarınıza eğlenceli tarif ve sunumlarla meyve sebzeden zengin bir beslenme programını sevdirmeye özen gösterin.

OKUMAYA DEVAM ET

Sağlık

Light ürünler kilo aldırır

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla beraber, birçok kişi formda olmak için zayıflama hazırlıklarına başladı. Kendisi için en doğru diyeti arayanların büyük bir kısmı çözümü light ürünlerde arıyor. Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, light ürünlerin zayıflatmadığını söyleyerek, uyarıyor

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Yaz aylarına yaklaşırken sağlıklı beslenme ve zayıflama konusundaki bilinçlenmenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, “Bu süreçte sağlıklı beslenme programı ve düzenli fiziksel aktivite ile desteklenen bilinçli ürün seçimleri yapmak, uzun vadeli başarıya ulaşmanın anahtarıdır. İşe yaramayan diyetlerden ve light ürün aldatmacalarından uzak durun” dedi.

“Light ibaresi, her zaman sağlıklı ürün anlamına gelmez” diyen Dr. Ümit Aktaş, “Bu ürünler, tüketicilerde sağlıklı olduğu algısı yaratabilir ve bu da bu ürünlerin daha fazla tüketilmesine yol açabilir. Light ürünlerin içeriğinde bulunan gizli şekerler, kimyasal katkı maddeleri ve düşük doyuruculuk gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bir maddeye light ibaresinin eklenmesi, yağını azaltma kavramıdır, içindekiler kısmını iyi okuyun” diye konuştu.

‘Light ürünler uzun vadede sağlık sorunlarına neden olabilir’ 

Light ürünlerin genel kanının aksine kilo aldırdığını vurgulayan Dr. Ümit Aktaş, sanılanın aksine zayıflamak için karbonhidratın kesilmesi ve sağlıklı yağların bol olarak tüketilmesi gerektiğini belirtti. Light ürünlerin lezzet ve doku kaybını telafi etmek amacıyla çeşitli kimyasal katkı maddeleri de içerdiğine dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, bu katkı maddelerinin, uzun vadede sağlık sorunlarına neden olabileceğini de vurguladı.

‘Yağı kısıtladıkça kilo alırsınız’

Diyet söz konusu olduğunda ilk yağ tüketimini kesenlere de uyarıda bulunan Dr. Ümit Aktaş, “Sanılanın aksine yağdan uzak kalarak değil, sağlıklı yağları tüketerek zayıflayabilirsiniz. Yağın glisemik indeksi sıfırdır. Zeytinyağı, kuyruk yağı, tereyağı gibi sağlıklı yağlar zayıflamaya yardımcı olur. Yağ tok tutar, kaliteli ve yüksek enerji verir. Diyetinizden yağı çıkardıkça, onun yerine daha çok karbonhidrat tüketmeye başlarsınız. Yağı kısıtladıkça, bırakın kilo vermeyi, daha çok kilo alırsınız. Sağlıklı yağlar, birlikte yendikleri yiyeceklerin glisemik indeksini de düşürür” dedi.

Dr. Ümit Aktaş’tan sağlıklı zayıflama için 10 Altın öneri

  • Doğal beslenin.
  • Her şeyi mevsiminde yiyin.
  • Ekmek ve tüm buğday ürünlerinin hayatınızdan çıkarın. Yulaf, arpa ve çavdardan uzak durun.
  • Süt (laktoz intoleransı), pirinç pilavı, karabuğday, patates, mısır, kinoa, havuç, bezelye, meyve tüketmeyin.
  • Hazır mayalı gıdaların hayatınızdan çıkarın.
  • Bakliyatı haftada birden daha sık tüketmeyin.
  • Protein kaynaklarınızı özenle seçin.
  • Bol bol sağlıklı yağ yiyin.
  • Probiyotik zengini gıdalar tüketin.
  • Egzersiz yapın.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler