Connect with us

Sağlık

Mide şişkinliğinizin 5 yaygın nedeni – ve nasıl tedavi edilir?

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Araştırmalar, insanların yaklaşık yüzde 40’ının yaşamları boyunca en az bir sindirim semptomundan muzdarip olacağını söylüyor.

Peki şişkin midemize ne sebep oluyor? “Faktörler bağırsakta aşırı gaz, sıvı tutulması ve kabızlığı içerebilir. Çoğu şişkinlik gelir ve gider ve bir kişinin sağlığı için bir risk oluşturmaz, ancak hayatı perişan edebilir.”

Kalıcı bir sorununuz varsa, doktorunuzdan uzman tavsiyesi almak her zaman faydalıdır, ancak bunlar midede şişkinliğe neden olan en yaygın şeylerden bazılarıdır.

1. Şişkinlik

Vücudun çok fazla gaz alması ve tutması şişkin bir mideye neden olabilir.

Sağlık uzmanları bunu “Bir kişi kabız olduğu için bağırsakta çok fazla gaz olabilir ve bu nedenle düzgün bir şekilde dışarı çıkamaz” diye açıklıyor.

“Bir kişi aynı anda hem yemeğini silip süpürüyor hem de konuşuyor olabilir, bu yüzden çok fazla hava yutuyor olabilir. Ya da belki çok yüksek lifli bir diyet yiyorlar, bu yüzden gaz oluşturan daha fazla fermantasyon var.”

Lahana, Brüksel lahanası, fasulye ve mercimek gibi bazı gaz üreten gıdalar da sorunu daha da kötüleştirebilir.

2. Hormonlar

Adet öncesi şişkinlik yaygındır ve bu hormonal seviyelerdeki değişikliklerden kaynaklanır.

“Belirli bir döneme kadar, progesteron hormonundaki artış vücuttaki her şeyi gevşetme eğilimindedir. Bağırsak çok daha yavaş hale gelir ve hareketleri diğer uçtan içeri ve dışarı itme olasılığı azalır. Kadınların hamilelikte kabız olmasının nedeni budur. İkincisi, hormonlar da sıvı tutulmasına neden olur.”

3. Gıda intoleransı

Şişkin bir mide, laktoz intoleransı gibi bazı belirli gıda hassasiyetlerinin bir belirtisi olabilir. Bu yaygın sindirim sorunu, vücut esas olarak süt gibi süt ürünlerinde bulunan bir şeker olan laktozu sindiremediğinde ortaya çıkar.

Bir diğeri çölyak hastalığı olarak bilinir – buğday, arpa ve çavdarda bulunan bir protein olan glütene karşı olumsuz bir reaksiyon.

İnce bağırsağın alevlenmesine ve besinleri emememesine neden olur.

Gıda intoleransınız olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuzu ziyaret etmeden önce ne yediğiniz ve ne içtiğinize dair bir yemek günlüğü tutmanız önerilir. Doktorunuz daha sonra sizi her iki sorun için de test edebilecektir.

4. IBS

Huzursuz bağırsak sendromu, kalın bağırsağı etkileyen bir işlevsel sindirim problemidir. İrritabl bağırsak sendromu (IBS) hastaları için yaygın semptomlardan biri şişkin bir midedir.

Yaşam boyu süren durum hakkında çok fazla şey bilinmemekle birlikte, nedenlerinin, yiyeceklerin bağırsaktan ne kadar hızlı veya yavaş geçtiği, aşırı hassas bir bağırsağa veya strese bağlı olduğu düşünülmektedir. İBS’niz olabileceğine dair ipuçları arasında mide krampları, kabızlık veya ishal (veya her ikisi arasında dönüşümlü) olması da yer alıyor.

5. Yumurtalık kanseri

Yumurtalık kanseri belirtileri belirsizdir, ancak dikkat edilmesi gereken bazı yaygın belirtiler vardır. Kadınlarda kronik şişkinlik, yumurtalık kanserinin en önemli semptomlarından biri olarak değerlendiriliyor. Diğerleri sık karın ağrısı ve idrar problemlerini içerir. En az üç hafta boyunca şişkinlik hissettiyseniz, doktorunuzu görmenizi öneririz. Kontrol etmek elbette en iyisi olsa da, kanser olmanız pek olası değildir.

Neden beni etkiliyor?

Genlerimiz vücuttaki değişikliklere nasıl tepki verdiğimizi kontrol ediyor. Örneğin, bazı kadınlar, adet döngüsü sırasında şişkinliğe yol açan hormonlardaki dalgalanmalara karşı diğerlerinden daha hassastır.

Stresin de etkisi var. “Stresli ve endişeli olduğumuzda, genellikle sindirimi daha uzun süren sağlıksız rahat yiyeceklere yöneliriz. Ayrıca, bağırsak hareketini yavaşlatan aktif olma olasılığımız daha düşüktür. Ayrıca bira gibi alkollü içecekleri çok tüketirsek gaz üretme ihtimalimiz daha yüksek.

Bazı insanlarda stresli veya endişeli olmak da doğrudan bağırsak aktivitesini yavaşlatır.

Evde şişmiş midenizin baskısını nasıl hafifletirsiniz?

Şişkinliğinizi neyin tetiklediğini belirlemeye çalışın, sonra bunun nedeni ile başa çıkabilirsiniz.

Bunu genel yaşam tarzı ayarlamalarına paralel olarak yapmayı önerir:

1. Daha fazla lif tüketin

Gaz yapar ama aynı zamanda bağırsakları hareket ettirir – çoğumuz yeterince yemek yemiyoruz.

2. Bol sıvı tüketin

Sadece gazlı veya alkollü içecekler değil.

3. Yavaş yiyin

Ve vücudunuza fazla hava girmesini önlemek için yemek yerken konuşmayın.

4. Egzersiz

Düzenli egzersizin sindirim sisteminizin korunmasına yardımcı olduğu düşünülmektedir.

5. Stresi kontrol altında tutun

Stresin sindirim sorunlarına neden olabileceği belirtiliyor.

6. İhtiyaç duyduğunuzda tuvalete gidin

Tabiat ananın çağrısına hemen cevap vermek önemlidir. Aksi takdirde, dürtü, dışkı ve gaz birikimini kaybedersiniz.

7. Nane çayı

Şişkinliğinizin adet öncesi sendromdan (PMS) kaynaklandığını düşünüyorsanız, nane gazı dağıtmaya ve şişkinlikten kurtulmaya yardımcı olabilir.

8. Tuz alımınızı azaltın

Araştırmalar tuzun şişkinliğe neden olabilecek sıvı tutulmasına neden olduğunu söylüyor. Sıvı tutulması için ayrıca çuha çiçeği yağı, E ve B6 vitaminlerini deneyin.

9. Doğal ilaçlar

Tıbbi bitki uzmanları “Kaygan karaağaç olarak da bilinen kırmızı karaağaç (kapsül veya toz) iyidir” diyor. “Bu toz kabuğunun faydaları arasında yatıştırıcı iltihaplanma var. Sorun kabızlıksa, psyllium kabukları hafif bir müshil görevi görür ve kırmızı karaağaç ile iyi çalışır. Ayrıca bir probiyotik takviyesi deneyebilirsiniz . Bu, gaz üretimini düzenlemeye yardımcı olabilir.

Sağlık

Eleştiriye tahammülsüzlük kişinin gelişimini engelliyor

Uzmanlar, insanların eleştirilere tepki göstermelerinin altında, kişinin benliği ve özsaygısıyla ilgili sorunlar olabileceğini belirtiyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, eleştirilere veya önerilere kapalı kişilerin sıklıkla başvurduğu savunma psikolojisinin nedenlerini değerlendirdi.

Baskı ve stres savunma psikolojisini tetikleyebiliyor

İnsanların eleştirilere veya önerilere savunma psikolojisiyle tepki göstermelerinin altında kişinin benliği ve özsaygısıyla ilgili sorunlar olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Eleştiri ve yorumlar kişinin kendisini değersiz ve yetersiz hissetmesine etki edebilir ve bununla birlikte savunma mekanizmalarını harekete geçirebilir. Savunma psikolojisi ise bireylerin, geçmişinde yaşadığı deneyimlere dayanır. Olumsuz deneyimler ve travmatik yaşantılar kişinin çeşitli etkilerle inşa ettiği kimlik duygusuna da yön verebilme gücüne sahip olduğu için bireylerin eleştirilere karşı daha savunmacı bir tutum içinde olmasına neden olabilir. Kişi, kendini belli bir şekilde tanımlıyorsa ya da kimliğini tanımlayan; müspet veya menfi olabilecek özellikleriyle güçlü bir şekilde bağ kuruyorsa, eleştiriler bu kimlik duygusunu tehdit edebilir ve savunma mekanizmalarını tetikleyebilir.” dedi.

Ayrıca bu durumlardan bağımsız olarak duygusal zorluklar veya stresin de savunma psikolojisine zemin hazırlayabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, baskı ve stres altında olan bir kişinin, eleştirilere de, önerilere de daha mesafeli ve daha savunma psikolojisi ile tepki verebileceğini ifade etti.

Özsaygı veya benlik algısı, eleştirilere verilen tepkiyi etkileyebilir

Bireylerin kendileri hakkındaki değerlendirmelerinin inançları, özsaygıları ve benlik algılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz sözlerini şöyle sürdürdü:

“Savunma mekanizmaları ise, dışarıdaki gerçeklikler içinde olumsuz olabilecek olaylar veya durumlardan korunmak/kaçınmak için bireylerin geliştirdikleri emosyonel tepkilerin tümüdür. Olumlu veya olumsuz eleştirilere savunma psikolojisiyle tepki veren kişilerin özsaygısı veya benlik algısıyla oldukça derin bir bağ olduğunu söyleyebiliriz. Kişinin kendisini değerli, kabul görmüş ve yetenekleri olan birisi olarak algılaması, olumlu bir benlik algısı ile mümkündür. Böyle bir durumda, bu algıya sahip bir kişi olumlu eleştirilere açık olabilir çünkü bu kişinin kendisini geliştirmesine olanak tanıyabilecek bir gelişim süreci olarak görülüp, algılanır. Fakat olumsuz bir benlik algısı veya düşük özsaygı durumunda ise kişi somut verilere bakmaksızın kendini değersiz veya yetersiz birisi olarak niteleyebilir. Böyle bir durumda ise haliyle kişi eleştirilere savunmacı bir tepki verebilir çünkü eleştiriler, kendisini daha kötü hissetmesine veya zayıf olduğuna inandığı özsaygı ve benliğine yönelik adete bir kanıt anlamı taşır. Dolayısıyla, kişinin özsaygısı veya benlik algısı, eleştirilere verdiği tepkileri büyük ölçüde etkileyebilir.”

“Eleştirilerin, kendimizi geliştireceğimiz yanlarına odaklanmalıyız”

Eleştirilere sağlıklı bir şekilde nasıl yanıt verilebileceğine de değinen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Evvela yapılabilecek ilk ve en önemli şey, gelen eleştirinin nedenini anlamak ve bu eleştirinin bizim için ne anlam ifade ettiğini objektif bir şekilde değerlendirmeye gayret göstermektir. Her ne kadar yıkıcı eleştirilerin cömert bir şekilde yapıldığı bir toplumda yaşıyor olsak da! Eleştirilerin, kişisel olmayan geri bildirimler olduğu, kendimizi geliştirmemize yardım niteliği taşıdığı ve bunların gerçek amaçlarının ne olduğuna odaklanmaya çalışmanın farkındalığı, bu durumlara sağlıklı yanıtlar vermeye yardımcı olacaktır. Bunun dışında, eleştirilere karşı savunmacı olmak yerine, açık ve samimi bir iletişim kurarak yani; eleştiri ile ilgili düşüncelerimizi ve duygularımızı anlaşılabilir şekilde ifade etmeye gayret göstermek oldukça ehemmiyetlidir.” şeklinde konuştu.

Savunma psikolojisinin sürdürülmesi duygusal olgunlaşmayı engelleyebilir

Eleştirilere savunma psikolojisiyle tepki vermenin kişilerin stres seviyelerini artırabileceğine, kaygıyı ve depresif hisleri şiddetlendirebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu tür tepkiler genel olarak duygusal refah düzeyini olumsuz yönde etkileyebilir. Bireyin eleştirilere karşı duygusal bir kalkan oluşturarak, gerçekten üzerinde çalışması gerektiği alanları görmesini ve gelişmesini engelleyebilir. Bu da uzun vadede bakıldığında kişinin kişisel ve mesleki gelişimini engelleyebilir, ilişkilerini olumsuz etkileyebilir ve genel yaşam kalitesini düşürebilir. Ayrıca, savunma psikolojisinin sürdürülmesi, kişinin duygusal zekasını geliştirmesini ve duygusal olarak olgunlaşmasını da engelleyebilir. Genele bakıldığında da bu tür tepkilerin devam etmesi, duygusal esnekliğinin zafiyete uğramasına ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurma yeteneğinin zayıflamasına etki edebilir.” dedi.

OKUMAYA DEVAM ET

Sağlık

Kilo vermek için diyabet ilaçlarını kullanmanın etkileri

Nilgün Tekkeşin, kilo vermek için diyabet ilaçlarını kullanmanın etkilerini ve risklerini değerlendirdi.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, kilo vermek için diyabet ilaçlarını kullanmanın etkilerini ve risklerini değerlendirdi.

Kilo vermek için önce yaşam tarzı değişiklikleri yapılmalı!

Son zamanlarda kilo vermek için Tip 2 diyabet ilaçlarının, özellikle GLP-1 agonistlerinin (Zayıflama ilaçları) kullanımının giderek yaygınlaştığına işaret eden Prof. Dr. Tekkeşin, çeşitli diyabet ilaçlarının, yalnızca Tip 2 diyabetin tedavisine yardımcı olmakla kalmadığını, aynı zamanda hastaların kilo vermesine de yardımcı olduğunu kaydederek, “Kilo vermeye en iyi yaklaşım her zaman önce davranış ve yaşam tarzı değişiklikleri yapmaktır.” dedi.

7 saat uyku başarılı kilo kaybının anahtarı…

Uzun vadeli başarı için gerekli olan ilkeler arasında düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli uykunun yer aldığını anlatan Prof. Dr. Tekkeşin, “Her gün en az 30 dakika yürüyüş gibi orta şiddette egzersiz yapmaya çalışın. Yüksek proteinli kahvaltı yapın. Şekerli içecekleri sınırlayın. Bütün gıdalardan faydalanın. Dikkatli yiyin; yavaş ve tadını çıkartarak yiyin. Ayrıca kalori alımınızı azaltın ve yüksek yağlı, şekerli ve aşırı işlenmiş gıdalardan kaçının. Her gece 7 saat uyumayı hedefleyin. Bu başarılı kilo kaybının anahtarıdır.” dedi.

Bu ilaçlar ciddi iştah sorunu yaşayan bazı kişiler için tercih edilebilir

Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte zayıflama ilacı kullanan hastaların vücut ağırlığının ortalama yüzde 10’unu kaybederken, sadece ilaç kullanan hastalarda ise bu oranın yüzde 3-6’larda kaldığını ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Yaşam tarzı seçimlerinin yanı sıra diyabetli kişilerde kan şekeri düzeylerini kontrol etmek için kullanılan GLP-1 (glukagon benzeri peptit-1) agonistleri, ciddi iştah sorunu yaşayan bazı kişiler için tercih edilebilir. Hastaların GLP-1 agonistlerini almaya hak kazanması için genellikle 3 kriterden birini karşılaması gerekir. Bunlar Vücut Kitle İndeksi BMI 30 veya daha yüksekse, BMI 27 ve diğer önemli tıbbi rahatsızlıklar varsa ve BMI 25 ve Tip 2 diyabetli aşırı kilolu ise…” diye konuştu.

İğneyle alınan enjekte edilebilir zayıflama ilaçları uzun süreli kullanılır mı?

Şu anda kilo kaybı için iki GLP-1 ilacı olarak onaylanmış ürün olduğunu, her ikisi de uzun süreli kullanım için güvenilir olduklarını dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, diyabet için onaylanmış bir başka ilacın ise kilo verme amaçlı kullanım için tam onaya sahip olmadığını hatırlattı.

Diyabet ilaçlarının, özellikle GLP-1 reseptör agonistlerinin kilo kaybını teşvik etmek için farklı mekanizmalar aracılığıyla çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri doğrudan kilo kaybına neden olmaz, pankreasın insülin salmasını teşvik ederek kan şekerini düşürmek, genel iştahı azaltmak ve midenin boşalmasını yavaşlatmak (daha uzun süre tok hissedilmesini sağlamak) gibi yollarla kilo kaybına neden olur. Kilo kaybı için onaylanan GLP-1 agonistleri, iğneyle alınan enjekte edilebilir ilaçlardır.” diye anlattı.

Yüksek tansiyon, kalp krizi gibi kardiyovasküler komplikasyonları önlemeye de yardımcı

Günlük ve haftalık olarak alınan iki farklı tür ilacın bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri ayrıca yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp hastalığı gibi kardiyovasküler komplikasyonları önlemeye de yardımcı olur.” dedi.

Diyabet ilaçları yan etkilere neden olur mu?

Bu ilaçların, FDA tarafından kilo vermek isteyenlerin tedavisi olarak onaylandığını kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “GLP-1 agonistleri, idame dozuna ulaşmak ve yan etkileri en aza indirmek için zaman zaman ayarlama yapılır. Faydaları genellikle yan etkilerinden daha ağır basmakta. Yine de bazı hastalarda bu ilaçları kullanırken bazı yan etkiler görülebiliyor, ancak genellikle bunlar ilacın kesilmesini gerektirmiyor.” diye konuştu.

Bu ilaçların yaygın yan etkilerinin yorgunluk, kabızlık veya ishal, karın ağrısı ve hazımsızlık ile düşük kan şekeri olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, şöyle devam etti:

“Belirli GLP-1 ilaçları, belirli tıbbi durumların gelişme riskini artırabilir. Safra kesesi sorunları, pankreatit, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı, kişisel veya ailede medüller tiroid karsinomu (tiroid kanseri) öyküsü, çoklu endokrin neoplazi sendromu Tip 2 (MEN2), diyabetik retinopati (göz problemleri), yüksek kolesterol veya trigliserit seviyeleri, herhangi bir sindirim bozukluğu ve gebeler veya gebelik planlayanlar bu ilaçlardan kaçınılmalıdır.”

Kilo verme başarı oranları

GLP-1’lerin insanların kilo vermelerine yardımcı olmada ne kadar etkili olduğu konusunda da yaklaşık bir yıllık tedavi sonrasında elde edilen bulguların bir ilaçta 10 kg, diğerinde de 15 kg olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Maalesef, diğer kilo verme ilaçlarında olduğu gibi hastalar, özellikle bir yıldan önce ilaçları bıraktıklarında verdikleri kiloların çoğunu geri alıyorlar. Ayrıca ilaçlar çok pahalı, buzdolabında saklanması gerekir ve insanların yüzde 90’ında genellikle hafif ile orta dereceli olmak üzere bazı yan etkiler görülüyor.” dedi.

Uzmanından öneriler

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, kilo verme tedavisini düşünen ve diyabet ilaçlarını kullanmak isteyenlere, “Diyabet ilaçları herkes için uygun değildir. Seçeneklerinizi anlamak sizin ve doktorunuzun sizin için en iyi kararı vermesine yardımcı olabilir. Bu tedavi seçeneklerini merak ediyorsanız ancak Tip 2 diyabet hastası değilseniz, diyabet ilaçlarına alternatifler konusunda doktorunuza danışın. Sizin için en iyi yaklaşımın hangisi olduğunu doktorunuzla veya bir obezite tıbbı uzmanıyla konuşun. Bu ilaçları kullanırken yaygın mide bulantısı ve hazımsızlıktan daha ciddi mide, safra kesesi ve böbrek sorunlarına kadar değişen potansiyel yan etkilerle karşılaşabileceğinizi unutmayın. Bununla birlikte, kişisel veya ailesel tiroid kanseri öyküsü olan kişiler, kilo kaybı için enjekte edilebilir diyabet ilaçları kullanmamalıdır.” önerilerinde bulundu.

OKUMAYA DEVAM ET

Haber

Her yaşta tüp bebek olmaz

Op. Dr. Leyla Özkabakçı, tüp bebek tedavisinde yaşın hala neden önemli bir faktör olduğu konusunda şu bilgileri verdi.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

“Üreme tıbbındaki ilerlemeler bir zamanlar imkansız görünen şeyleri mümkün kıldı. Birçok ünlü isim, 40 – 50 yaşından sonra tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi oldu. Ancak bu haberler sizi yanıltmasın” diyen Op. Dr. Leyla Özkabakçı, ‘Mademki tüp bebek yaptırabiliyorum, istediğim zamana kadar bebek yapmayı geciktireyim, müsait olduğum zaman da yaparım’ fikri doğru değildir.  Çünkü tüp bebek tedavisi yüzde 100 başarı demek değildir. Tüp bebek tedavisinde eve bebek götürme oranı dünya ortalaması yüzde 35’i geçmez. 40 yaş sonrası bu oran çok daha fazla düşer. En iyi koşullarda bile tüp bebek tedavisi vakaların yalnızca yüzde 50’sinde başarılı olur. Birçok kadının birden fazla tedavi döngüsüne ihtiyacı vardır ve bazen bu bile yeterli değildir. Üreme sağlığı söz konusu olduğunda yaş güçlü bir faktördür” dedi.

BAŞARI ORANI YÜZDE 7’YE KADAR DÜŞÜYOR

20’li yaşlarında veya 30’lu yaşların başındaki sağlıklı bir çift için, yardımcı üreme yöntemleri olmadan hamile kalma ihtimali her ay yaklaşık yüzde 20 olduğunu belirten Op. Dr. Özkabakçı, “Bu yüzde, 37 yaşından sonra önemli ölçüde düşüyor ve 40 yaşına gelindiğinde bir kadının hamile kalma şansı adet döngüsü başına yüzde 10’dan azdır. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin 2015 tarihli bir raporuna göre, 41 ila 42 yaşları arasındaki bir kadının kendi yumurtalarıyla tüp bebek tedavisi kullanarak hamile kalma şansı yüzde 14’tür. 43 ila 44 yaşları arasında başarı oranı yüzde 7’ye düşüyor” diye konuştu.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler