Connect with us

Sağlık

Safra kesesi rahatsızlıkları sağlığınızı tehdit etmesin

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülnar Zeynalova; ‘Safra Kesesi’ ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Safra kesesi hastalıkları nelerdir?

Safra kesesi hastalıkları arasında safra taşları, safra kesesi iltihabı (kolesistit), safra kesesi polipleri, safra kesesi kanseri ve safra kesesi fonksiyon bozuklukları gibi çeşitli durumlar bulunmaktadır. Bu hastalıkların belirtileri ve tedavileri farklılık gösterebilir.

Safra kesesi taşı olduğunun belirtileri nedir?

Safra kesesinde taş varlığında hastalarda genellikle şu belirtiler görülebilir:

1. Şiddetli karın ağrısı; özellikle sağ üst karın bölgesinde yoğunlaşan ağrı

2. Mide bulantısı ve kusma

3. Yemeklerden sonra artan ağrı

4. Sırt ve omuz ağrısı

5. Sarılık (cilt ve gözlerde sararma)

6. Kabızlık veya ishal

7. Gaz ve hazımsızlık

Safra kesesindeki taş her zaman kendini belli eder mi?

Safra kesesinde taş oluşumu her zaman belirti göstermeyebilir. Bazı insanlar safra kesesinde taş olduğunun farkında olmayabilir ve belirtiler ortaya çıkmayabilir; ancak taşlar belirli bir boyuta ulaştığında veya safra kesesinden çıkarak safra yolunu tıkadığında belirtiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, belirtiler olmasa bile düzenli sağlık kontrolleri yapmak önemlidir.

Safra kesesindeki taş sayısı önemli midir?

Safra kesesindeki taşların sayısı önemli olabilir. Birden fazla taşın olması durumunda, safra kesesinin fonksiyonunu daha fazla etkileyebilir ve komplikasyon riski artabilir. Özellikle, taşlar safra yolunu tıkayarak safra kesesi iltihabına (kolesistit) veya safra yollarında tıkanıklığa neden olabilirler. Birden fazla taşın varlığı, tedavi yaklaşımını etkileyebilir ve cerrahi müdahale gerekebilir. Bu nedenle, safra kesesinde birden fazla taş olduğunu düşündüğünüzde bir doktora başvurmanız ve gerekli testlerin yapılmasını sağlamanız önemlidir.

Safra kesesinde taş teşhisi konduğunda safra kesesi alınmalı mıdır?

Safra kesesinde taş saptandığında safra kesesinin alınıp alınmaması, durumun ciddiyetine ve belirtilere bağlıdır. Safra kesesinde taşlar belirtilere yol açmıyorsa ve taşlar küçükse genellikle cerrahi müdahale gerekli olmayabilir. Bununla birlikte taşlar belirtilere neden oluyorsa, safra kesesi iltihaplanmışsa veya taşlar safra yolunu tıkıyorsa doktorlar genellikle safra kesesinin çıkarılmasını (kolesistektomi) önerirler.

Safra kesesinin alınması çoğunlukla laparoskopik cerrahi yöntemle yapılır, bu da daha az kesi gerektiren bir işlem anlamına gelir. Safra kesesinin alınmasıyla birlikte genellikle insanlar normal hayatlarına devam edebilirler ve safra kesesi olmadan da vücut normal bir şekilde işlev görebilir.

Bu nedenle, safra kesesinde taş problemi yaşayan kişilerin doktorlarıyla detaylı bir şekilde konuşarak durumlarını değerlendirmeleri ve önerilen tedavi seçenekleri hakkında bilgi almaları önemlidir. Her durum farklı olduğundan, doktorunuz size en uygun tedavi seçeneğini önerecektir.

Safra kesesindeki taşlar kansere dönüşür mü?

Safra kesesi taşları, çoğunlukla safra kesesinde oluşan kristalize parçalardır ve genellikle safra akışını engelleyebilirler. Bu durum safra kesesinin iltihaplanmasına yol açabilir; ancak safra kesesi taşlarının kansere dönüşebilmesi için bilimsel olarak kanıtlanmış bir mekanizma bulunmamaktadır. Kanser oluşumu genellikle farklı faktörlerin birleşimi sonucunda ortaya çıkar ve safra kesesi taşları doğrudan kansere dönüşmezler. Eğer bu konuda endişeleriniz varsa, bir sağlık uzmanı ile görüşmek en doğru yaklaşım olacaktır.

Peki, safra kesesindeki polipler tehlikeli midir?

Safra kesesindeki polipler genellikle küçük ve zararsız olabilir; ancak bazı durumlarda potansiyel olarak tehlikeli olabilir. Polipler genellikle safra kesesinin iç yüzeyinde oluşan küçük tümseklerdir. Eğer polipler büyürse veya kanserleşirse tehlikeli olabilir. Bu nedenle, bir doktor tarafından poliplerin boyutu, sayısı ve türü değerlendirilmelidir. Polipler genellikle belirti vermezler, bu yüzden rutin sağlık kontrolleri ve doktor ziyaretleri önemlidir.

Safra kesesindeki poliplere ne zaman müdahale edilmelidir?

Safra kesesindeki poliplerin ne zaman ameliyat edilmesi gerektiği poliplerin boyutu, sayısı ve türüne bağlı olarak değişebilir. Genellikle, safra kesesindeki polipler 1 cm’den büyükse, hızla büyüyorsa, belirli tipte kanser riskini artırıyorsa veya safra yollarını tıkıyorsa cerrahi müdahale gerekebilir.

Doktorunuz poliplerinizi düzenli olarak takip ederek ve gerekli testleri yaparak en uygun tedavi planını belirleyecektir. Poliplerin boyutu ve türüne bağlı olarak ameliyat gerekip gerekmediği konusunda doktorunuz size en iyi yönlendirmeyi sağlar.

Safra kesesi iltihabı nedir?

Safra kesesi iltihabı, safra kesesinin enfeksiyonu veya iltihaplanması durumunu ifade eder. Bu durum genellikle safra kesesi taşları nedeniyle oluşabilir. Safra kesesi taşları, safra kesesinin içinde oluşan kristalize parçalardır ve safra akışını engelleyebilir. Bu durumda safra kesesi iltihaplanabilir ve belirtiler ortaya çıkabilir. Safra kesesi iltihabının belirtileri arasında karın ağrısı, bulantı, kusma, ateş, sarılık ve sindirim problemleri yer alabilir. Tedavi genellikle antibiyotikler, ağrı kesiciler ve bazen safra kesesi ameliyatını gerektirebilir.

Safra kesesi hastalıkları nasıl tespit edilir?

Safra kesesi hastalıklarının tespiti için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. İşte bazı yaygın tespit yöntemleri:

1. Fiziksel Muayene: Doktor, muayenesi sırasında karın bölgesini kontrol ederek safra kesesi hastalıklarının belirtilerini arayabilir.

2. Kan Testleri: Karaciğer fonksiyon testleri ve safra kesesi ile ilgili enzim seviyelerini ölçmek için yapılan kan testleri hastalıkların teşhisinde yardımcı olabilir.

3. Ultrasonografi (USG): En sık kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biridir. Safra kesesinin yapısını, taşları ve diğer hastalıkları görmeye yardımcı olabilir.

4. Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Daha detaylı görüntüler elde etmek için bu görüntüleme teknikleri kullanılabilir.

5. Safra Kesesi Ultrasonu: Safra kesesinde polipler, taşlar ve diğer anormalliklerin görüntülenmesine yardımcı olabilir.

6. Endoskopik Retrograd Kolanjiopankreatografi (ERCP): Safra yollarının ve safra kesesinin içine doğrudan bakmak için kullanılabilir.

Safra kesesi hastalıklarının teşhisi genellikle yukarıdaki yöntemlerin bir veya birkaçının kullanılmasını gerektirebilir. Eğer safra kesesi hastalıklarına ait belirtiler hissediyorsanız, bir doktora başvurarak uygun tanı ve tedavi planını belirlemeniz önemlidir.

Safra kesesi alındıktan sonra hangi sorunlar olabilir?

Safra kesesi alındıktan sonra bazı insanlar şu sorunları yaşayabilir:

1. Sindirim Problemleri: Safra kesesi, sindirimde önemli bir rol oynar ve safra asitlerini depolar. Safra kesesinin alınması sindirim sürecini etkileyebilir ve bazı insanlarda sindirim problemlerine neden olabilir.

2. Safra Taşı Oluşumu: Safra kesesi alındıktan sonra bazı insanlarda safra taşı oluşumu riski artabilir. Bu durum, safra yollarında taş oluşması sonucunda karın ağrısı, mide bulantısı ve sindirim sorunlarına yol açabilir.

3. Diyet Değişiklikleri: Safra kesesi alındıktan sonra bazı insanlar belirli yiyecekleri sindiremeyebilir ve bu durum onları belirli diyet değişiklikleri yapmaya zorlayabilir.

4. İshal: Safra kesesi alındıktan sonra bazı insanlarda sık ishal görülebilir. Safra kesesinin olmaması sindirim sistemindeki normal dengenin bozulmasına neden olabilir.

Bu sorunlar herkes için geçerli olmayabilir ve belirli bireylerde belirli semptomlar farklılık gösterebilir. Eğer safra keseniz alındıktan sonra belirtilen sorunlardan herhangi birini yaşıyorsanız, doktorunuza danışmanız önemlidir.

Safra kesesi alınan bireyler nasıl beslenmelidir?

Safra kesesi alınan bireylerin beslenme alışkanlıklarında bazı değişiklikler yapmaları gerekebilir. Safra kesesi olmadan yağlı yiyecekleri sindirmek zorlaşabilir, bu nedenle şu önerileri dikkate alabilirler:

1. Daha az yağlı ve kızartma yiyecek tüketmeye özen gösterin.

2. Lifli gıdaları (sebzeler, meyveler, kepekli tahıllar) tercih edin.

3. Protein kaynakları arasında tavuk, balık, yumurta gibi yağsız seçenekleri tercih edin.

4. Küçük porsiyonlar halinde sık sık yemek yemeyi tercih edin.

5. Baharatlar, limon suyu gibi lezzetlendiricilerle yemekleri tatlandırın, yağsız sosları tercih edin.

6. Bol su tüketmeye özen gösterin.

7. Doktorunuzun önerdiği takviyeleri almayı unutmayın.

Bu önerileri dikkate alarak sağlıklı ve dengeli bir beslenme programı oluşturabilirsiniz; ancak bireysel ihtiyaçlarınızı belirlemek için mutlaka bir beslenme uzmanına danışmanız önemlidir.

 

YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ HAKKINDA

 

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi, 1992 yılında bölgenin ilk özel yataklı sağlık kuruluşu olarak 24 saat uzman hekim kadrosuyla hizmet vermeye başlamıştır. 60.000 metrekare kapalı alanı, depreme dayanıklı akıllı bina teknolojisi, 12 ameliyathanesi, 350 yatak kapasitesi ile Türkiye’de ki öncü sağlık kuruluşlarından biridir. Bünyesinde barındırdığı Organ Nakil Merkezi ve  Onkoloji Merkezi ile uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. 2008 yılından bu yana ISO 9001-2008 kalite belgesine sahip olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi aynı zamanda JCI akreditasyonuna sahiptir.

Hastalık

Bayram’da çocukların ağız sağlığına dikkat

Bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Önümüzde kalabalık misafirliklerle geçecek, uzun süredir görüşemeyen minik kuzen ve arkadaşların buluşmaları ile hareketli oyun ortamlarının oluşacağı, çürük yapıcı şekerli atıştırmalıkların, içeceklerin ve tatlıların bolca tüketileceği uzun bir bayram tatili var. “Isınan havaların da oyun parklarında geçirilen zamanı ve dondurma tüketimini arttıracağını göz önünde bulundurduğumuz zaman bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Diş kırılmaları, dudak yarılmaları gibi problemlerle sonuçlanabilecek kazalar ve çürük riskinde artışa dikkat diyerek dikkat edilmesi gereken diğer hususları şu şekilde sıraladı;

Bayram tatili boyunca yaşanabilecek ve ağız-çene bölgesindeki dişleri, dişleri çevreleyen sert ve yumuşak dokuları etkileyebilecek tüm kazalarda yapılması gereken acil müdahalelerde yol gösterici olması açısından ‘ToothSOS’ isimli telefon uygulaması mutlaka tüm ebeveynlerin telefonlarında bulunması gerektiğini belirtmeliyim. ‘ToothSOS’ herhangi bir ticari kaygı gütmeyen, Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği tarafından hazırlanan ve sürekli güncellenen bir uygulama ve hem android hem IOS işletim sistemlerinden kolayca erişim sağlanabiliyor.

ToothSOS uygulamasında ‘Dişim Yaralandı’ ve ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir’ seçenekleri bulunmaktadır. ‘Dişim Yaralandı’ linkine giriş yapıldığında, ebeveynleri, travma kaynaklı oluşabilecek hasarları fotoğraflarla açıklayan bir ekran karşılar. Mevcut travma görüntüsüne benzer olduğu düşünülen travma linkine giriş yapıldığında ise, çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alır. ‘Travma anı ile diş hekimine gidilen süreç arasında harcanan zaman ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir, travmaya bağlı oluşabilecek kalıcı hasarların oranı ise düşer.’

Dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması halinde; dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçası, diş hekimine gidene kadar geçen süreçte, su veya sütte muhafaza edilmelidir. Yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceği göz önünde bulundurularak; ulaşılabilen diş parçaları eksiksiz olarak diş hekimine iletilmelidir.

Şekerle tatlandırılmış gıda ve içecekler, dişlerde çürük oluşması riskini arttırır. Ağızda var olan diş çürüklerinin ise hızla ilerlemesine sebep olur. Gazlı içeceklerin yapısındaki asitin, şekerli içeceklerin ağız içinde çözünmesi ile ortaya çıkan asite göre, diş minesi üzerinde daha yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler, enerji içecekleri gibi içecekler çocuklarda, ağızdaki çürük yapan bakteriler için önemli bir besin kaynağı olan şekeri yüksek oranda içerir. Özellikle, bayramlar gibi, özel günlerde; her misafirlikte şeker, lokum, çikolata gibi çürük yapıcı atıştırmalıkların da sıklıkla tüketilmesi diş çürükleri için risk oluşturur.

Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; krokanlı, emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı; sabah ve akşam yapılması gereken diş fırçalamasına ek olarak, gün içinde de dişlerin ‘mutlaka ebeveyn kontrolünde’ fırçalanmasına özen gösterilmelidir.

OKUMAYA DEVAM ET

Haber

Güneşten doğru şekilde korunun

Güneşin yaşam kaynağı olduğu kadar insan cildi için ciddi yan etkileri de olduğunu vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişiminin engellenebileceğini belirtti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneş ışınlarına maruz kalma sonucu ciltte oluşabilecek yan etkilere karşı vatandaşları uyardı. Güneşe doğrudan maruz kalınması durumunda ciltte yaşlanma, güneş lekeleri, güneş alerjisi, güneş yanıkları ve deri kanseri gibi durumların yaşanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “İşte bu noktada güneşten korunmanın önemi devreye girmektedir. Güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişimini de engelleyebiliriz” dedi.

Bu doğrultuda güneş ışınlarının en dik geldiği saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca güneşte bulunmaktan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Öztürk, “Sonrasında cilt tipimize uygun en az 30 koruma faktörü içeren güneş koruyucumuzu yaz, kış fark etmeksizin güneşe çıkmadan 20 ya da 30 dakika önce yeterli miktarda uygulayıp her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Bunun yanında mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve gerekli durumlarda şemsiye kullanmalıyız” şeklinde konuştu.

ÇOCUĞUNUZU MUTLAKA KORUYUN

Çocuk çağında gelişen güneş yanıklarının ileri yaşlarda deri kanserine davetiye çıkardığına dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, çocuklar için de şapka, güneş gözlüğü ve çocuk cildine uygun mineral filtreli güneş kremleri kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

OKUMAYA DEVAM ET

Genel

Kan bağışçısı 19 yaşından gün almalıdır

Kan bağışı yapmanın kalp ve karaciğer sağlığını desteklediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, kan vermenin önemine ve sağlık açısından faydalarına dikkat çekti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Dünya çapında yaklaşık 120 milyon kan bağışı toplandığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Serkan Ocakçı, toplanan kanın yüzde 40’ının gelişmiş ülkelerde elde edildiğini, dünya nüfusunun yüzde 16’sına tekabül ettiğini söyledi.

Kan bağışı hem hastalara verilecek;  kan, kan ürünleri olan kırmızı kan süspansiyonu, plazma, trombosit için gerekli olduğu gibi hem de kandan üretilen immunoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi ilaçlar için de gerekli olduğunu vurgulayan Dr. Ocakçı, kan alma yöntemleri ile kan vermek için yaş sınırı ve kimlerin kan verebileceğine yönelik açıklamalarda bulundu.

KAN ALMA YÖNTEMLERİ 

“Kan bağışında vericiden iki farklı yöntemle kan alınabilir” diyen Dr. Serkan Ocakçı, “En sık uygulama kola uygulanan damar yolundan kan torbasına 10-15 dakika süren kan bağışıdır. Bir diğer yöntem ise vericinin aferez cihazı adı verilen makinaya bir kan seti ile bağlanarak seçilmiş kan ürünlerinin alınmasıdır. Bu yöntem daha etkili kan ürünü elde edilmesini sağlar” dedi.

YAŞ SINIRI KAÇTIR?

Bağışçının 19 yaşından gün almış olmalı, 66 yaşından gün almamış olması gerektiğini belirten Dr. Ocakçı, “İlk kez kan verecek olan bağışçı ise 61 yaşından gün almamış olmalıdır. 70 yaşından gün almamış düzenli kan bağışçısı, kan bağış merkezi doktorunun onayı olmak şartıyla, yılda en fazla 1 kez olmak üzere kan bağışlayabilir.  Tam kan bağış sıklığı erkeklerde 90 günde birdir. Kadınlarda bağış aralığı 120 günde birdir.  Yılda bir defayı geçmemek ve hekim onayı olmak kaydıyla, 2 bağış arası en az 2 ay olabilir. Aferez yöntemi ile bağışçıdan daha sık kan ürünü elde edilebilir. Aferez yöntemi en çok trombosit bağışlarında kullanılır. Bağışçıdan 48 saat ara ile tekrar trombosit aferezi yapılabilir. Haftada iki işlemi, yılda ise 24 bağışı geçmemek gerekir. Hemoglobin değerleri kadınlarda en az 12,5 g/dL, en çok 16,5 g/dL, erkeklerde en az 13,5 g/dL, en çok 18 g/dL olmalıdır. Kan basıncı pek çok etkene bağlı olarak değişmekle birlikte esasen büyük tansiyon en az 90 mmHg, en çok 180 mmHg ve küçük tansiyon en az 60 mmHg, en çok 100 mmHg olmalıdır. Bağışçı en az 50 kg olmalıdır.” diye konuştu.

KİMLER KAN VEREBİLİR? 

Bağışçıların sağlıklı olması gerekir. İnsulin kullanan diyabet hastaları veya ilerlemiş diyabet hastaları bağışçı olamayacaklarının altını çizen Dr. Ocakçı, “Kan yoluyla bulaşan HIV, Hepatit B,C  gibi hastalıkları olanlar bağışçı olamazlar. Bağışçılar kan bağışı öncesi detaylı olarak değerlendirilir ve en ufak bir şüphede reddedilir. Ayrıca alınan kan örneklerinden kan sayımları, bulaşıcı hastalık tetkikleri yapılır. Modern teknolojiler sayesinde kan alımı nedeniyle olan bulaşıcı hastalık riski milyonda bir bağış civarına gelmiştir.  Kan bağışında bulunmak bağışçıyı fiziksel ve ruhsal olarak rahatlatır. Bağışçılar kendilerini daha iyi hisseder ve mümkün oldukça düzenli kan bağışı yapmak isterler” dedi.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler