Connect with us

Sağlık

Magnezyumun hayati rolü ve farklı kullanım alanları

Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, magnezyumun vücudumuz için son derece önemli olduğunu belirterek, magnezyum eksikliğinin kas krampları, uyuşukluk, yorgunluk, sinirlilik ve düzensiz kalp atışları gibi belirtilere neden olabileceğini söyledi.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

İnsan vücudu magnezyum mineralini kendisi üretemediği için bu mineral kaynağının gıda ya da ilaç takviyesi gibi yollar ile alınması gerekmektedir. Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, “Enerji üretimi, kan basıncının düzenlenmesi, sinir sinyal iletimi ve kas kasılması dahil olmak üzere insan sağlığı için gerekli olan 300’den fazla metabolik reaksiyonda yer aldığını” söyledi. Nevçehan, “Vücudumuzda kullanılan magnezyumun hemen hemen %60’ı dişlerde ve kemiklerde bulunmakta iken %39’u ise yumuşak dokularda bulunmaktadır. Oranı çok düşük olmakla birlikte % 1’lik bir kısımda kanda yer almaktadır. Magnezyum, vücudumuz için son derece önemli bir mineraldir ve birçok farklı formda bulunur. Bu farklı formların her biri benzersiz sağlık faydalarına sahiptir” dedi.

Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, magnezyumun çeşitli formlara ve farklı sağlık yararlarına sahip olduğunu söyledi.

Magnezyum Sitrat: Sindirim sistemi tarafından kolayca emilir ve genellikle sindirim sorunları olanlar tarafından tercih edilir. Kemik sağlığını destekler ve kas kramplarını azaltabilir.

Magnezyum Glisinat: Magnezyumun en iyi emilimine sahiptir ve anksiyete ve stresi azaltmaya, uyku kalitesini artırmaya ve kas gerginliğini azaltmaya yardımcı olabilir.

Magnezyum Oksit: Bağırsak hareketliliğini artırır ve kabızlığı hafifletir, ancak diğer formlara göre emilimi daha düşüktür.

Magnezyum L-treonat: Beyin fonksiyonlarını destekler ve sinir hücreleri arasındaki iletişimi artırarak hafıza ve konsantrasyonu iyileştirebilir.

Magnezyum Taurat: Kalp sağlığını destekler ve kalp ritmi düzensizliklerini azaltabilir, kan basıncını düzenleyebilir ve arterlerin gevşemesine yardımcı olabilir.

Magnezyum Klorür: Cilt üzerinden emilerek kas ağrılarını hafifletebilir, stresi azaltabilir ve cilt sağlığını destekleyebilir.

Magnezyum ihtiyacımızı takviyelerden alabileceğimiz gibi magnezyum açısından zengin besinler de tüketerek alımını sağlayabileceğimizi söyleyen Ezgi Nevçehan, “Bu besinler arasında kabak çekirdeği, badem, ıspanak, tam tahıllar ve fasulye gibi gıdalar bulunur. Yeterli magnezyum alımı, kemik sağlığını destekler, kas fonksiyonlarını düzenler ve sinir sistemi fonksiyonlarını destekler” dedi.

Magnezyum eksikliği, kas krampları, uyuşukluk, yorgunluk, sinirlilik ve düzensiz kalp atışları gibi belirtilere neden olabileceğini belirten Nevçehan, ayrıca, uzun süreli magnezyum eksikliği, osteoporoz, diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” dedi.

Magnezyum: Vücudunuzun İhtiyacı Olan Temel Mineral

Magnezyum her zaman vücutta yeteri kadar bulunması gerektiğine dikkat çeken Ezgi Nevçehan, “Eksikliğinde kalp ve böbrek başta olmak üzere, böbreklerde, karaciğerde işlev bozukluklarına neden olabilir. İnsanlar kendilerini yorgun, halsiz, huzursuz hisseder. Uyku düzenleri bozulur, hafıza kaybı, kramplar, böbrek yetmezliği, öğrenme güçlüğü gibi etkiler ortaya çıkar. Magnezyumun vücutta fazla olması halinde, fazla miktar vücut tarafından uzaklaştırılabilir. Vücutta kalsiyum eksikliği olduğunda, magnezyum fazlalığı ortaya çıkar. Normalde erişkinlerin günde 300 mg magnezyum alması gerekir. Yaşın ilerlemesi halinde bu miktar 350 mg olması gerekir. Hamilelerde ve emziren kadınlardaki magnezyum ihtiyacı ise, günlük 600 mg kadardır” dedi. Nevçehan, magnezyumun farklı formları farklı sağlık faydalarına sahip olduğunu belirterek yeterli alımı önemli olduğunun altını çizdi. Ezgi Nevçehan, “Herhangi bir takviye almadan önce bir eczacınıza ya da doktorunuza danışarak kullanmayı ihmal etmemelisiniz” şeklinde uyarılarda bulundu.

Hastalık

Bayram’da çocukların ağız sağlığına dikkat

Bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Önümüzde kalabalık misafirliklerle geçecek, uzun süredir görüşemeyen minik kuzen ve arkadaşların buluşmaları ile hareketli oyun ortamlarının oluşacağı, çürük yapıcı şekerli atıştırmalıkların, içeceklerin ve tatlıların bolca tüketileceği uzun bir bayram tatili var. “Isınan havaların da oyun parklarında geçirilen zamanı ve dondurma tüketimini arttıracağını göz önünde bulundurduğumuz zaman bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Diş kırılmaları, dudak yarılmaları gibi problemlerle sonuçlanabilecek kazalar ve çürük riskinde artışa dikkat diyerek dikkat edilmesi gereken diğer hususları şu şekilde sıraladı;

Bayram tatili boyunca yaşanabilecek ve ağız-çene bölgesindeki dişleri, dişleri çevreleyen sert ve yumuşak dokuları etkileyebilecek tüm kazalarda yapılması gereken acil müdahalelerde yol gösterici olması açısından ‘ToothSOS’ isimli telefon uygulaması mutlaka tüm ebeveynlerin telefonlarında bulunması gerektiğini belirtmeliyim. ‘ToothSOS’ herhangi bir ticari kaygı gütmeyen, Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği tarafından hazırlanan ve sürekli güncellenen bir uygulama ve hem android hem IOS işletim sistemlerinden kolayca erişim sağlanabiliyor.

ToothSOS uygulamasında ‘Dişim Yaralandı’ ve ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir’ seçenekleri bulunmaktadır. ‘Dişim Yaralandı’ linkine giriş yapıldığında, ebeveynleri, travma kaynaklı oluşabilecek hasarları fotoğraflarla açıklayan bir ekran karşılar. Mevcut travma görüntüsüne benzer olduğu düşünülen travma linkine giriş yapıldığında ise, çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alır. ‘Travma anı ile diş hekimine gidilen süreç arasında harcanan zaman ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir, travmaya bağlı oluşabilecek kalıcı hasarların oranı ise düşer.’

Dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması halinde; dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçası, diş hekimine gidene kadar geçen süreçte, su veya sütte muhafaza edilmelidir. Yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceği göz önünde bulundurularak; ulaşılabilen diş parçaları eksiksiz olarak diş hekimine iletilmelidir.

Şekerle tatlandırılmış gıda ve içecekler, dişlerde çürük oluşması riskini arttırır. Ağızda var olan diş çürüklerinin ise hızla ilerlemesine sebep olur. Gazlı içeceklerin yapısındaki asitin, şekerli içeceklerin ağız içinde çözünmesi ile ortaya çıkan asite göre, diş minesi üzerinde daha yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler, enerji içecekleri gibi içecekler çocuklarda, ağızdaki çürük yapan bakteriler için önemli bir besin kaynağı olan şekeri yüksek oranda içerir. Özellikle, bayramlar gibi, özel günlerde; her misafirlikte şeker, lokum, çikolata gibi çürük yapıcı atıştırmalıkların da sıklıkla tüketilmesi diş çürükleri için risk oluşturur.

Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; krokanlı, emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı; sabah ve akşam yapılması gereken diş fırçalamasına ek olarak, gün içinde de dişlerin ‘mutlaka ebeveyn kontrolünde’ fırçalanmasına özen gösterilmelidir.

OKUMAYA DEVAM ET

Haber

Güneşten doğru şekilde korunun

Güneşin yaşam kaynağı olduğu kadar insan cildi için ciddi yan etkileri de olduğunu vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişiminin engellenebileceğini belirtti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneş ışınlarına maruz kalma sonucu ciltte oluşabilecek yan etkilere karşı vatandaşları uyardı. Güneşe doğrudan maruz kalınması durumunda ciltte yaşlanma, güneş lekeleri, güneş alerjisi, güneş yanıkları ve deri kanseri gibi durumların yaşanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “İşte bu noktada güneşten korunmanın önemi devreye girmektedir. Güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişimini de engelleyebiliriz” dedi.

Bu doğrultuda güneş ışınlarının en dik geldiği saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca güneşte bulunmaktan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Öztürk, “Sonrasında cilt tipimize uygun en az 30 koruma faktörü içeren güneş koruyucumuzu yaz, kış fark etmeksizin güneşe çıkmadan 20 ya da 30 dakika önce yeterli miktarda uygulayıp her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Bunun yanında mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve gerekli durumlarda şemsiye kullanmalıyız” şeklinde konuştu.

ÇOCUĞUNUZU MUTLAKA KORUYUN

Çocuk çağında gelişen güneş yanıklarının ileri yaşlarda deri kanserine davetiye çıkardığına dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, çocuklar için de şapka, güneş gözlüğü ve çocuk cildine uygun mineral filtreli güneş kremleri kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

OKUMAYA DEVAM ET

Genel

Kan bağışçısı 19 yaşından gün almalıdır

Kan bağışı yapmanın kalp ve karaciğer sağlığını desteklediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, kan vermenin önemine ve sağlık açısından faydalarına dikkat çekti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Dünya çapında yaklaşık 120 milyon kan bağışı toplandığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Serkan Ocakçı, toplanan kanın yüzde 40’ının gelişmiş ülkelerde elde edildiğini, dünya nüfusunun yüzde 16’sına tekabül ettiğini söyledi.

Kan bağışı hem hastalara verilecek;  kan, kan ürünleri olan kırmızı kan süspansiyonu, plazma, trombosit için gerekli olduğu gibi hem de kandan üretilen immunoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi ilaçlar için de gerekli olduğunu vurgulayan Dr. Ocakçı, kan alma yöntemleri ile kan vermek için yaş sınırı ve kimlerin kan verebileceğine yönelik açıklamalarda bulundu.

KAN ALMA YÖNTEMLERİ 

“Kan bağışında vericiden iki farklı yöntemle kan alınabilir” diyen Dr. Serkan Ocakçı, “En sık uygulama kola uygulanan damar yolundan kan torbasına 10-15 dakika süren kan bağışıdır. Bir diğer yöntem ise vericinin aferez cihazı adı verilen makinaya bir kan seti ile bağlanarak seçilmiş kan ürünlerinin alınmasıdır. Bu yöntem daha etkili kan ürünü elde edilmesini sağlar” dedi.

YAŞ SINIRI KAÇTIR?

Bağışçının 19 yaşından gün almış olmalı, 66 yaşından gün almamış olması gerektiğini belirten Dr. Ocakçı, “İlk kez kan verecek olan bağışçı ise 61 yaşından gün almamış olmalıdır. 70 yaşından gün almamış düzenli kan bağışçısı, kan bağış merkezi doktorunun onayı olmak şartıyla, yılda en fazla 1 kez olmak üzere kan bağışlayabilir.  Tam kan bağış sıklığı erkeklerde 90 günde birdir. Kadınlarda bağış aralığı 120 günde birdir.  Yılda bir defayı geçmemek ve hekim onayı olmak kaydıyla, 2 bağış arası en az 2 ay olabilir. Aferez yöntemi ile bağışçıdan daha sık kan ürünü elde edilebilir. Aferez yöntemi en çok trombosit bağışlarında kullanılır. Bağışçıdan 48 saat ara ile tekrar trombosit aferezi yapılabilir. Haftada iki işlemi, yılda ise 24 bağışı geçmemek gerekir. Hemoglobin değerleri kadınlarda en az 12,5 g/dL, en çok 16,5 g/dL, erkeklerde en az 13,5 g/dL, en çok 18 g/dL olmalıdır. Kan basıncı pek çok etkene bağlı olarak değişmekle birlikte esasen büyük tansiyon en az 90 mmHg, en çok 180 mmHg ve küçük tansiyon en az 60 mmHg, en çok 100 mmHg olmalıdır. Bağışçı en az 50 kg olmalıdır.” diye konuştu.

KİMLER KAN VEREBİLİR? 

Bağışçıların sağlıklı olması gerekir. İnsulin kullanan diyabet hastaları veya ilerlemiş diyabet hastaları bağışçı olamayacaklarının altını çizen Dr. Ocakçı, “Kan yoluyla bulaşan HIV, Hepatit B,C  gibi hastalıkları olanlar bağışçı olamazlar. Bağışçılar kan bağışı öncesi detaylı olarak değerlendirilir ve en ufak bir şüphede reddedilir. Ayrıca alınan kan örneklerinden kan sayımları, bulaşıcı hastalık tetkikleri yapılır. Modern teknolojiler sayesinde kan alımı nedeniyle olan bulaşıcı hastalık riski milyonda bir bağış civarına gelmiştir.  Kan bağışında bulunmak bağışçıyı fiziksel ve ruhsal olarak rahatlatır. Bağışçılar kendilerini daha iyi hisseder ve mümkün oldukça düzenli kan bağışı yapmak isterler” dedi.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler