Connect with us

Sağlık

Magnezyum Eksikliği Tanı ve Tedavisi

Magnezyum sağlıklı bir beslenme düzeyi veya takviye gıdalarla yeterince alınamadığı takdirde magnezyum eksikliği ortaya çıkabilir. Batıgöz Sağlık Grubu Manisa Şubesi Dahiliye Uzmanı Uzm. Dr. Selma ERCİYAS magnezyum eksikliği tanı ve tedavisini anlattı.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Magnezyum Eksikliği Nedir?

Magnezyum eksikliği, vücutta yeterli miktarda magnezyumun bulunmaması durumudur. Magnezyum vücutta çok önemli fonksiyonlar üstlendiğinden eksikliğini en kısa sürede tespit ve tedavi etmek çok önemlidir.

Magnezyum Eksikliği Neden Olur?

Magnezyum eksikliğinin ortaya çıkmasına çok sayıda etken neden olabilse de, alkol ve kafein tüketimi, stres ve düzensiz beslenme magnezyum eksikliğinin temel nedenleridir.

Böbrek hastalıkları, diyabet, bağırsak hastalıkları ve yaşlılık nedeniyle de magnezyum değerlerinde düşüşler görülebilmektedir.  Magnezyum eksikliği tanısının ardından eksikliğin altında yatabilecek diğer sağlık sorunları da mutlaka araştırılmalıdır.

Magnezyum Eksikliğinin Neden Olduğu Hastalıklar Nelerdir?

Magnezyum eksikliği tespit ve tedavi edilmediğinde bir dizi sağlık sorununa da yol açabilmektedir. Bu sorunların başlıcaları hipertansiyon (yüksek tansiyon), kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, Çölyak, kemik erimesi, migren, uyku sorunları, kas krampları, psikolojik bozukluklar, yorgunluk, adet düzensizlikleri ve sindirim problemleridir.

Magnezyum Eksikliği Belirtileri Nelerdir?

Magnezyum eksikliği yaygın karşılaşılan belirtileri kas spazmları, halsizlik, enerji düşüklüğü, öfke, anksiyete, depresyon, uyku sorunları, baş ağrıları, sindirim problemleri (kabızlık veya ishal), kalp çarpıntısı, çeşitli uzuvlarda uyuşma ve karıncalanma, iştahsızlık ve bulantıdır. Magnezyum eksikliğinin ortaya çıkma nedeni bir başka hastalıksa bu belirtiler diğer hastalığın yol açtığı semptomlar beraberinde görülebilir.

Magnezyum eksikliğinin varlığından söz etmek için belirtilerin tümünü taşımanız gerekmez. Belirtiler kimi hastalarda hiç görülmezken, kimi hastalarda yoğun şekilde ortaya çıkar. Magnezyum eksikliği hiçbir belirti taşımadığınız durumlarda dahi rutin muayene ve tetkikler ile tanılanabilmektedir.

Magnezyum Eksikliğini Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

Magnezyum eksikliğini önlemede beslenme düzeni büyük önem taşır. Magnezyum açısından zengin yiyecekler arasında yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı), tam tahıllar, kabak çekirdeği, badem, fındık, yer fıstığı, muz, avokado, siyah fasulye, yoğurt ve somon gibi besinler bulunur.  Bu besinlerin yeterli miktarlarda öğünlerinize eklenmesi vücudunuzun ihtiyaç duyduğu magnezyumun edinilmesi için faydalıdır. Aşırı alkol kullanımından kaçınmak ve magnezyum eksikliğine neden olan kronik hastalıklarınız için gereken tedavi programını takip etmek de oldukça önemlidir. Gerekli önlemleri alsanız da başka etkenler nedeniyle magnezyum eksikliği yaşamanız ihtimal dahilindedir. Bu nedenle düzenli aralıklarla uzman bir dahiliye hekimine muayene olmanız ve kontrol tetkikleri yaptırmanız çok önemlidir. Doktorunuz gerek gördüğü takdirde beslenme programınıza ek olarak magnezyum takviyeleri de önerebilir.

Magnezyum Eksikliği Tanısı Nasıl Konulur?

Magnezyum eksikliği tanısı koymak için genellikle bir kan testi yapılır. Kanda magnezyum seviyelerinin düşük olması, eksiklik durumunu işaret edebilmektedir. Kandaki magnezyum seviyeleri vücuttaki toplam magnezyum miktarını tam olarak yansıtmayabilir, bu nedenle muayenesinin ardından semptomlarınızı ve diğer tetkik sonuçlarını dikkate alarak kesin tanı doktorunuz tarafından konulmalıdır.

Magnezyum Eksikliği Nasıl Tedavi Edilir?

Magnezyum eksikliği tedavisi, eksikliğin şiddetine ve belirtilere bağlı olarak değişir. Hafif eksikliklerde, magnezyum açısından zengin yiyeceklerin diyetinize eklenmesi yeterli olabilirken daha ciddi durumlarda magnezyum takviyeleri reçete edilebilmektedir. Takviyelerin dozu ve kullanım süresi doktorunuz tarafından belirlenmelidir.

Magnezyum eksikliği, sağlık ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen bir durumdur. Bu nedenle, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, dengeli beslenmek ve magnezyum alımını sağlamak önemlidir. Eğer magnezyum eksikliği belirtilerinden şüpheleniyorsanız, bir sağlık uzmanına danışarak durumunuzu değerlendirmeniz önemlidir.

Hastalık

Bayram’da çocukların ağız sağlığına dikkat

Bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Önümüzde kalabalık misafirliklerle geçecek, uzun süredir görüşemeyen minik kuzen ve arkadaşların buluşmaları ile hareketli oyun ortamlarının oluşacağı, çürük yapıcı şekerli atıştırmalıkların, içeceklerin ve tatlıların bolca tüketileceği uzun bir bayram tatili var. “Isınan havaların da oyun parklarında geçirilen zamanı ve dondurma tüketimini arttıracağını göz önünde bulundurduğumuz zaman bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Diş kırılmaları, dudak yarılmaları gibi problemlerle sonuçlanabilecek kazalar ve çürük riskinde artışa dikkat diyerek dikkat edilmesi gereken diğer hususları şu şekilde sıraladı;

Bayram tatili boyunca yaşanabilecek ve ağız-çene bölgesindeki dişleri, dişleri çevreleyen sert ve yumuşak dokuları etkileyebilecek tüm kazalarda yapılması gereken acil müdahalelerde yol gösterici olması açısından ‘ToothSOS’ isimli telefon uygulaması mutlaka tüm ebeveynlerin telefonlarında bulunması gerektiğini belirtmeliyim. ‘ToothSOS’ herhangi bir ticari kaygı gütmeyen, Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği tarafından hazırlanan ve sürekli güncellenen bir uygulama ve hem android hem IOS işletim sistemlerinden kolayca erişim sağlanabiliyor.

ToothSOS uygulamasında ‘Dişim Yaralandı’ ve ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir’ seçenekleri bulunmaktadır. ‘Dişim Yaralandı’ linkine giriş yapıldığında, ebeveynleri, travma kaynaklı oluşabilecek hasarları fotoğraflarla açıklayan bir ekran karşılar. Mevcut travma görüntüsüne benzer olduğu düşünülen travma linkine giriş yapıldığında ise, çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alır. ‘Travma anı ile diş hekimine gidilen süreç arasında harcanan zaman ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir, travmaya bağlı oluşabilecek kalıcı hasarların oranı ise düşer.’

Dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması halinde; dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçası, diş hekimine gidene kadar geçen süreçte, su veya sütte muhafaza edilmelidir. Yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceği göz önünde bulundurularak; ulaşılabilen diş parçaları eksiksiz olarak diş hekimine iletilmelidir.

Şekerle tatlandırılmış gıda ve içecekler, dişlerde çürük oluşması riskini arttırır. Ağızda var olan diş çürüklerinin ise hızla ilerlemesine sebep olur. Gazlı içeceklerin yapısındaki asitin, şekerli içeceklerin ağız içinde çözünmesi ile ortaya çıkan asite göre, diş minesi üzerinde daha yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler, enerji içecekleri gibi içecekler çocuklarda, ağızdaki çürük yapan bakteriler için önemli bir besin kaynağı olan şekeri yüksek oranda içerir. Özellikle, bayramlar gibi, özel günlerde; her misafirlikte şeker, lokum, çikolata gibi çürük yapıcı atıştırmalıkların da sıklıkla tüketilmesi diş çürükleri için risk oluşturur.

Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; krokanlı, emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı; sabah ve akşam yapılması gereken diş fırçalamasına ek olarak, gün içinde de dişlerin ‘mutlaka ebeveyn kontrolünde’ fırçalanmasına özen gösterilmelidir.

OKUMAYA DEVAM ET

Haber

Güneşten doğru şekilde korunun

Güneşin yaşam kaynağı olduğu kadar insan cildi için ciddi yan etkileri de olduğunu vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişiminin engellenebileceğini belirtti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneş ışınlarına maruz kalma sonucu ciltte oluşabilecek yan etkilere karşı vatandaşları uyardı. Güneşe doğrudan maruz kalınması durumunda ciltte yaşlanma, güneş lekeleri, güneş alerjisi, güneş yanıkları ve deri kanseri gibi durumların yaşanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “İşte bu noktada güneşten korunmanın önemi devreye girmektedir. Güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişimini de engelleyebiliriz” dedi.

Bu doğrultuda güneş ışınlarının en dik geldiği saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca güneşte bulunmaktan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Öztürk, “Sonrasında cilt tipimize uygun en az 30 koruma faktörü içeren güneş koruyucumuzu yaz, kış fark etmeksizin güneşe çıkmadan 20 ya da 30 dakika önce yeterli miktarda uygulayıp her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Bunun yanında mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve gerekli durumlarda şemsiye kullanmalıyız” şeklinde konuştu.

ÇOCUĞUNUZU MUTLAKA KORUYUN

Çocuk çağında gelişen güneş yanıklarının ileri yaşlarda deri kanserine davetiye çıkardığına dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, çocuklar için de şapka, güneş gözlüğü ve çocuk cildine uygun mineral filtreli güneş kremleri kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

OKUMAYA DEVAM ET

Genel

Kan bağışçısı 19 yaşından gün almalıdır

Kan bağışı yapmanın kalp ve karaciğer sağlığını desteklediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, kan vermenin önemine ve sağlık açısından faydalarına dikkat çekti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Dünya çapında yaklaşık 120 milyon kan bağışı toplandığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Serkan Ocakçı, toplanan kanın yüzde 40’ının gelişmiş ülkelerde elde edildiğini, dünya nüfusunun yüzde 16’sına tekabül ettiğini söyledi.

Kan bağışı hem hastalara verilecek;  kan, kan ürünleri olan kırmızı kan süspansiyonu, plazma, trombosit için gerekli olduğu gibi hem de kandan üretilen immunoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi ilaçlar için de gerekli olduğunu vurgulayan Dr. Ocakçı, kan alma yöntemleri ile kan vermek için yaş sınırı ve kimlerin kan verebileceğine yönelik açıklamalarda bulundu.

KAN ALMA YÖNTEMLERİ 

“Kan bağışında vericiden iki farklı yöntemle kan alınabilir” diyen Dr. Serkan Ocakçı, “En sık uygulama kola uygulanan damar yolundan kan torbasına 10-15 dakika süren kan bağışıdır. Bir diğer yöntem ise vericinin aferez cihazı adı verilen makinaya bir kan seti ile bağlanarak seçilmiş kan ürünlerinin alınmasıdır. Bu yöntem daha etkili kan ürünü elde edilmesini sağlar” dedi.

YAŞ SINIRI KAÇTIR?

Bağışçının 19 yaşından gün almış olmalı, 66 yaşından gün almamış olması gerektiğini belirten Dr. Ocakçı, “İlk kez kan verecek olan bağışçı ise 61 yaşından gün almamış olmalıdır. 70 yaşından gün almamış düzenli kan bağışçısı, kan bağış merkezi doktorunun onayı olmak şartıyla, yılda en fazla 1 kez olmak üzere kan bağışlayabilir.  Tam kan bağış sıklığı erkeklerde 90 günde birdir. Kadınlarda bağış aralığı 120 günde birdir.  Yılda bir defayı geçmemek ve hekim onayı olmak kaydıyla, 2 bağış arası en az 2 ay olabilir. Aferez yöntemi ile bağışçıdan daha sık kan ürünü elde edilebilir. Aferez yöntemi en çok trombosit bağışlarında kullanılır. Bağışçıdan 48 saat ara ile tekrar trombosit aferezi yapılabilir. Haftada iki işlemi, yılda ise 24 bağışı geçmemek gerekir. Hemoglobin değerleri kadınlarda en az 12,5 g/dL, en çok 16,5 g/dL, erkeklerde en az 13,5 g/dL, en çok 18 g/dL olmalıdır. Kan basıncı pek çok etkene bağlı olarak değişmekle birlikte esasen büyük tansiyon en az 90 mmHg, en çok 180 mmHg ve küçük tansiyon en az 60 mmHg, en çok 100 mmHg olmalıdır. Bağışçı en az 50 kg olmalıdır.” diye konuştu.

KİMLER KAN VEREBİLİR? 

Bağışçıların sağlıklı olması gerekir. İnsulin kullanan diyabet hastaları veya ilerlemiş diyabet hastaları bağışçı olamayacaklarının altını çizen Dr. Ocakçı, “Kan yoluyla bulaşan HIV, Hepatit B,C  gibi hastalıkları olanlar bağışçı olamazlar. Bağışçılar kan bağışı öncesi detaylı olarak değerlendirilir ve en ufak bir şüphede reddedilir. Ayrıca alınan kan örneklerinden kan sayımları, bulaşıcı hastalık tetkikleri yapılır. Modern teknolojiler sayesinde kan alımı nedeniyle olan bulaşıcı hastalık riski milyonda bir bağış civarına gelmiştir.  Kan bağışında bulunmak bağışçıyı fiziksel ve ruhsal olarak rahatlatır. Bağışçılar kendilerini daha iyi hisseder ve mümkün oldukça düzenli kan bağışı yapmak isterler” dedi.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler