Connect with us

Sağlık

Kalp sağlığı neden feminist bir konudur?

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Kısmen TV programları, buna benzer makaleler ve sosyal medya sayesinde bugünlerde herkes kalp hastalığının daha fazla farkında, ancak kalp sağlığı hakkında hala birçok efsane var – kadınlarda kalp krizi belirtilerinin erkeklerde olanlar farklı olduğu fikri de dâhil. Gerçek şu ki, benzer belirtiler yaşanıyor, ancak kadınların bunları görmezden gelme ve doktorlar tarafından görmezden gelinme olasılığı daha yüksek. Aslında, bir kadının kalp krizinden sonra yanlış tanı alma olasılığı bir erkeğe göre yüzde 50 daha fazla.

Ancak belirtiler, risk faktörleri ve Koroner Kalp Hastalığının (KKH) nasıl önleneceği hakkında daha fazla bilgi edinmek, kalp krizi açığını kapatmaya yardımcı olabilir.

Bu bir erkek kulübü değil

Kalp hastalığının sadece erkekleri etkilediği çok büyük bir yanılgıdır. Tarihsel olarak, daha fazla erkeğe KKH teşhisi konmuş veya hastaneye kalp krizi geçirerek gelmiş olabilir, ancak bunun nedeni kadınların KKH olmaması değildir. Aslında meme kanserinden iki kat daha fazla kadını öldürüyor. Sıklıkla gözden kaçırılmasının bir nedeni, kadınların belirtilerini ‘açıklama’ eğiliminde olmaları.

Bunun nedeni kalp krizi belirtilerini erkekler kadar yoğun yaşamamaları olabilir – ağrıları bekledikleri 10 üzerinden 9 yerine 10 üzerinden sadece 2-3 oranında olabilir; ayrıca çarpıntı ve nefes darlığını endişeye veya aşırı egzersize bağlayabilir veya KKH için çok genç olduklarını düşünebilirler. Buna karşılık, pratisyen hekimler kadınlarda kalp krizi belirtilerini görmezden gelebilir ve onlara yanlış teşhis koyabilir.

Bu, kadınların kalp krizi geçirdiğinde, genellikle daha şiddetli belirtilerle hastaneye erkeklerden çok daha geç geldikleri anlamına gelir. Bu noktada doğru bakımı almak çok önemlidir, ancak birçok çalışma, kadınların hastanede potansiyel olarak hayat kurtarıcı tedaviler alma olasılığının erkeklere göre daha düşük olduğunu göstermekte.

Kalp krizi sonrası hayat da kadınlar için farklıdır. Kadınların kardiyak rehabilitasyon hizmetlerine katılma olasılıklarının daha düşük olduğunu biliyoruz – birçoğunun ailevi sorumlulukları var veya programdan ne elde edeceklerinden emin değiller – ayrıca kolesterolü düşürme gibi başka bir kalp krizini önlemeye yönelik hedeflere ulaşma eğiliminde değiller. Bununla birlikte, doktorların statinler gibi yardımcı olabilecek ilaçları reçete etme olasılığı da daha düşüktür.

Riskinizi nasıl düşürürsünüz

Bu kulağa korkutucu gelse de, KKH ile mücadele etmek için yapabileceğiniz çok şey var. En etkili olanlardan biri yüksek tansiyonu düşürmektir. Buna ‘sessiz katil’ denir çünkü hastaların yüzde 90’ında belirgin semptomlar yoktur.

Kolesterolünüzü düşürmek de önemlidir, ancak bu tek risk faktörüne odaklanmayın. Normal kolesterol seviyeleriniz olsa bile, yine de KKH geliştirebilir ve kalp krizi geçirebilirsiniz. Aile geçmişiniz, diyetiniz ve sigara içmeniz riskinizi etkiler, bu nedenle sadece kolesterol değil, tüm bu risk faktörleri kokteyli hakkında endişelenmeli.

Kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız hemen 112’yi arayın. Pek çok kadın yenilmez olmaları gerektiğini, belirtileri zorlayarak ya da geçeceklerini umarak hissetmeleri gerektiğini düşünüyor, ancak bu yapılacak en kötü şey. Mümkün olan en kısa sürede harekete geçmek, gereksiz bir istatistik olmanızı engellemeye yardımcı olabilir.

Önleme adımları

Yanlış teşhisi önleyemeyebilirsiniz, ancak yaşam tarzı değişiklikleri yaygın risk faktörlerini azaltabilir veya ortadan kaldırabilir.

  • SİGARA BIRAKMA-Kadınlarda kalp krizi riski, sigara içenlerde hiç yanmayan kadınlara göre üç kat artarken, erkeklerde sadece iki kat daha fazladır.
  • ALKOL’Ü AZALTIN-Aşırı alkol, kolesterolünüzü yükseltebilir ve ayrıca kilo alımı ve yüksek tansiyon gibi yüksek kolesterolü daha olası hale getiren diğer koşulları geliştirme şansınızı artırabilir.
  • AKDENİZ GİBİ YEMEK – 2016’da yapılan bir araştırma, bol miktarda taze balık, meyve ve sebze, fındık ve zeytinyağı gibi Akdeniz tarzı bir diyet uygulayan kişilerin kalp krizi veya felç geçirme olasılığının daha düşük olduğunu buldu.
  • MENOPOZDAN SONRA DİKKATLİ OLUN – Östrojen, kadınların kalplerini KKH’den korumaya yardımcı olur. Post- menopoz böyle diyet veya içme gibi risk faktörlerini tanımlamak ve yönetmek için önemlidir, böylece vücut daha az bu hormonun üretir.
  • OMEGA-3S ALIN-Omega-3 yağ asitleri, sağlıklı kolesterol seviyelerinin ve sağlıklı kalp fonksiyonunun korunmasına yardımcı olur. Çoğumuz dengeli bir diyet yemekten yeterince alırız, ancak vejeteryan veya vegansanız (bu nedenle balık yemeyin), daha fazlasına ihtiyacınız olabilir.
  • FORMDA KALIN FİT OLUN – Fiziksel olarak daha aktif olmak, kalp ve dolaşım hastalıkları riskinizi yüzde 35 oranında azaltır. Egzersiz, kan basıncınızı ve kolesterolünüzü düşürür ve kilonuzu korumanıza yardımcı olur.

Kaynak: healty

Sağlık

Menopoz döneminde karşılaşılan sorunlar ve çözümleri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Uzay Lebe, menopoz belirtileri ve dönemi daha rahat geçirmenin yolları hakkında bilgiler verdi.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak hizmet veren Op. Dr. Uzay Lebe, menopoz belirtileri ve bu dönemi daha rahat geçirmenin yolları hakkında önemli bilgiler verdi.

Op. Dr. Uzay Lebe, menopoz döneminde en sık karşılaşılan belirtileri şu şekilde sıraladı: “Menopoz döneminde sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku problemleri, ruh hali değişiklikleri ve kemik yoğunluğunda azalma gibi belirtiler sıkça görülür. Bu belirtiler, kadının günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.”

Menopoz belirtilerini hafifletmek için dengeli ve sağlıklı bir diyet takip etmek önemlidir. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar tüketmek, kemik sağlığını korumaya yardımcı olur. Yeterli miktarda su içmek ve kafein ile alkol tüketimini sınırlamak da sıcak basmaları ve gece terlemelerini azaltabilir. Düzenli egzersiz yapmak ise hem fiziksel hem de zihinsel sağlık için faydalıdır. Özellikle yürüyüş, yoga ve hafif aerobik egzersizler, genel sağlık durumunu iyileştirir ve ruh hali değişikliklerini dengelemeye yardımcı olur.

Menopoz döneminde karşılaşılan uyku problemleri hakkında da bilgi veren Dr. Lebe, “Uyku düzenini korumak için düzenli uyuma ve uyanma saatlerine sadık kalmak, yatak odasının serin ve karanlık olmasını sağlamak önemlidir. Yatmadan önce ağır yemekler yememek ve elektronik cihaz kullanımını sınırlamak da uyku kalitesini artırabilir.” dedi.

Dr. Uzay Lebe, menopoz döneminde duygusal ve psikolojik destek almanın önemini vurgulayarak, “Bu dönemde ruh hali değişiklikleri ve depresyon gibi duygusal zorluklar yaşanabilir. Bu nedenle, gerektiğinde bir terapist veya danışmanla görüşmek ve sosyal destek ağını kuvvetlendirmek önemlidir. Ayrıca, meditasyon ve derin nefes egzersizleri gibi stres azaltıcı teknikler de faydalı olabilir.” dedi.

Op. Dr. Uzay Lebe’nin bu değerli önerileri, menopoz dönemini daha rahat ve sağlıklı geçirmenize yardımcı olacak niteliktedir. Unutmayın, bu dönemi bilinçli ve sağlıklı bir şekilde geçirmek, gelecekteki yaşam kalitenizi olumlu yönde etkileyecektir. Kendinize ve sağlığınıza önem verin, bu özel dönemi en iyi şekilde değerlendirin.

OKUMAYA DEVAM ET

Sağlık

Depresyon vakaları endişe verici şekilde artıyor

Depresyon, bireyin duygusal, fiziksel ve zihinsel sağlığını derinden etkileyen yaygın bir ruhsal sağlık sorunudur.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya genelinde yaklaşık 264 milyon insan depresyondan muzdariptir. Bu yaygınlık, depresyonun sadece bir moral bozukluğu değil, ciddi bir tıbbi durum olduğunu açıkça göstermektedir.

En belirgin belirtisi umutsuzluk hissi

Depresyonun belirtileri çok çeşitlidir ve her kişide farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Sürekli bir üzüntü, boşluk ya da umutsuzluk hissi en belirgin belirtilerden biridir. Bu duyguların yanında, bireyin daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı ilgisini kaybetmesi de yaygındır. Fiziksel belirtiler arasında enerji eksikliği, sürekli yorgunluk, uyku düzeninde bozulmalar (uykusuzluk veya aşırı uyuma), iştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştahsızlık) ve buna bağlı olarak kilo değişiklikleri bulunur. Ayrıca, baş ağrıları ve sindirim sorunları gibi açıklanamayan fiziksel şikayetler de depresyon belirtileri arasında yer alabilir. Zihinsel belirtiler de oldukça önemlidir; kişi konsantrasyon zorluğu, karar verme güçlüğü, geleceğe dair karamsarlık ve umutsuzluk hissedebilir. En ciddi belirtilerden biri ise ölüm ya da intihar düşünceleridir. Bu tür düşünceler, depresyonun ciddiyetini ve aciliyetini gösterir ve mutlaka dikkate alınmalıdır.

‘Ailede depresyon görülmesi bireyi daha da etkilemekte’

Depresyonun tek bir nedeni yoktur ve genellikle birden fazla faktörün birleşimi sonucunda ortaya çıkar. Biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi, depresyonun oluşumunda önemli rol oynar. Genetik yatkınlık, depresyonun biyolojik nedenleri arasında sayılır; ailesinde depresyon öyküsü olan bireylerde bu rahatsızlığın görülme riski daha yüksektir. Beyindeki kimyasal dengesizlikler (serotonin, norepinefrin ve dopamin) de depresyon riskini artırabilir. Psikolojik ve sosyal etkenler de depresyonun nedenleri arasında önemli yer tutar. Travmatik yaşam olayları, sevilen birinin kaybı, iş kaybı, ekonomik zorluklar veya ciddi hastalıklar gibi durumlar depresyon riskini artırabilir. Çocuklukta yaşanan travmalar ve kötüye kullanım da depresyonun gelişiminde rol oynayabilir. Sosyal izolasyon ve yalnızlık bu durumu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, sürekli olumsuz düşünceler ve düşük özgüven, depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir.

‘Tedavisi kişiye özel olmalı’

Depresyon tedavisinde erken müdahale ve kişiye özel tedavi planları oldukça önemlidir. Psikoterapi, depresyon tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Antidepresanlar, depresyon tedavisinde sıkça kullanılan bir başka yöntemdir. Beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzeltmeye yardımcı olan bu ilaçlar, genellikle birkaç hafta içinde etkilerini göstermeye başlar. Ancak, antidepresanlarla ilgili toplumda yaygın bazı önyargılar bulunmaktadır. Örneğin, birçok kişi antidepresanların bağımlılık yapıcı olduğunu düşünür. Oysa ki, antidepresanlar, doğru kullanıldığında bağımlılık yapmazlar. Bir başka önyargı ise antidepresanların kişiliği değiştirdiği yönündedir. Gerçekte, antidepresanlar depresyon belirtilerini hafifletmeye yardımcı olur ve kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, kişiliğini değiştirmezler. Bazı kişiler de antidepresanların etkisiz olduğunu ya da sadece bir “plasebo” etkisi yarattığını düşünür. Ancak, birçok bilimsel araştırma, antidepresanların depresyon tedavisinde etkili olduğunu kanıtlamıştır. Bu ilaçlar, depresyonun biyokimyasal bileşenlerini hedef alarak, kişinin günlük işlevlerini geri kazanmasına yardımcı olabilir.

Meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri depresyona iyi geliyor

Yaşam tarzı değişiklikleri de depresyon belirtilerini hafifletebilir. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli uyku, depresyonun etkilerini azaltmada önemli rol oynar. Alkol ve madde kullanımından kaçınmak da tedavi sürecini destekler. Stresi azaltma teknikleri arasında meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri sayılabilir.

‘Profesyonel yardım en önemli ilk adım’

Depresyon belirtileri gösteren kişilerin bir sağlık profesyoneline başvurmaları önemlidir. Erken teşhis ve tedavi, depresyonun etkilerini minimize edebilir ve kişinin yaşam kalitesini artırabilir. Destek aramaktan çekinmeyin; depresyon tedavi edilebilir bir durumdur ve profesyonel yardım almak bu sürecin en önemli adımıdır. Unutmayın, yalnız değilsiniz ve yardım istemek güçsüzlük değil, aksine önemli bir adımdır. Kendi sağlığınıza ve iyiliğinize değer verin; gerekli desteği arayarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşabilirsiniz.

OKUMAYA DEVAM ET

Sağlık

Yazın böbrek taşı oluşumu artıyor

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, yaşamı kabusa çeviren böbrek taşının, bazı basit kurallara dikkat edilerek önlenebileceğini belirtti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Tedavi edilmeyen böbrek taşının ileride böbrek kaybına bile yol açabildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Özveri böbreklere zarar veren 5 yaz hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yetersiz su tüketimi

Yazın aşırı sıcaklar ve nem terlemeyi artırdığından vücuttan su kaybı da hızlanıyor. Ancak su içme alışkanlığı olmayan hatta suyu zorla içen pek çok kişi, bu nedenle sadece susadıklarında su içiyor ya da su yerine şekerli, gazlı içecekleri tüketiyor. Ancak özellikle yaz aylarında mutlaka günde 2,5 litre su içmek gerekiyor. Şekerli ve gazlı içecekler fayda yerine sağlığa zarar verirken, çay ve kahve içmek de sanıldığının aksine suyun yerine geçmediği gibi diüretik etkileri dolayısıyla vücuttan su atılmasına neden oluyor. Yetersiz su tüketimi böbrek taşı başta olmak üzere bir çok böbrek hastalığına zemin hazırlarken, tedavi edilmediğinde böbrek kaybına bile yol açabiliyor.

Aşırı tuz tüketimi

Ülkemizde ne yazık ki tuz tüketimi, olması gereken seviyenin çok üzerinde. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük tuz tüketimi kesinlikle 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemeli. Pek çok kişinin yemeklere ayrıca tuz eklediğini, bunun da kalp ve hipertansiyon gibi hastalıkların yanı sıra böbrekte de taş oluşumuna neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Hakan Özveri sebzeden süt ürünlerine dek pek çok yiyeceğin içerisinde tuz bulunduğunu, bu nedenle ayrıca yemeklere tuz eklememek gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda fast- food tarzı beslenme, hazır gıdalar ve çeşit çeşit atıştırmalıkların büyük ilgi gördüğünü ancak bu ürünlerin içinde çok yüksek miktarlarda tuz bulunduğunu belirten Doç. Dr. Özveri sağlıklı beslenmenin büyük önem taşıdığını söylüyor.

Yetersiz sebze tüketimi

Yaz aylarında dışarıda geçirilen sürenin artması, tatil dönemlerinde özellikle açık büfelerde sebze yemekleri yerine kızartma ve et ağırlıklı beslenme ile kahvaltıda işlenmiş et ürünlerine ağırlık verilmesinin de böbreklere zarar verdiğini vurgulayan Doç. Dr. Hakan Özveri, hayvansal proteinlerin aşırı tüketilmesi durumunda taş oluşumuna neden olduğunu, bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini söylüyor.

Sağlıksız diyet

Özellikle yaza girerken ve yaz mevsiminde tatile çıkmadan önce zayıflama amacıyla yapılan diyetler bir süre sonra sürdürülemeyip bırakılabiliyor hatta bırakıldıktan sonra çok daha fazla kilo olarak geri dönebiliyor. Fazla kilo şüphesiz sağlığın en önemli düşmanlarından biri olduğu gibi böbrek sağlığı için de son derece zararlı. Öyle ki aşırı kilolu ya da obezite tanısı konulan kişilerde böbrek taşı riskinin arttığı görülüyor. Ancak aşırı kilolardan kurtulmak için sürdürülebilirliği olmayan, fayda yerine zarar veren, yüksek proteinli şok diyetlerden ve her türlü ‘bitkisel’ adı altında satılan ürünlerden kaçınmak gerekiyor.

Sıcak ve nem nedeniyle eve kapanmak

Aşırı sıcaklar ve yüksek nem adeta göz açtırmıyor ve özellikle riskli gruptaki kişilerin güneşin dik olduğu saatlerde mümkünse evde kalmalarında fayda var. Yine, güneş ışınlarının dik ve yoğun geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda spor yapmak da tehlikeli olabileceğinden, günün erken ya da akşam saatleri dışarıda yürüyüş/ spor için uygun zamanlar. Ancak bazı kişiler yazın mevsimsel koşulları nedeniyle dışarıda değil yürüyüş yapmak, hiçbir aktivitede bulunmayarak eve kapanabiliyorlar. Hareketsizlik de sağlığa pek çok açıdan zarar verdiği gibi böbrek taşının görülme sıklığının da artmasına neden olabiliyor. Bu nedenle egzersizi ihmal etmemek, hareketsiz kalmaktan kaçınmak gerekiyor.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler