Connect with us

Sağlık

Kabuslardan neden korkmamalıyız?

Maksat Sağlık

Published

on

Covid-19 salgınının hızla yayıldığı dönemde tuhaf bir olgu ortaya çıktı: İnsanlar garip rüyalar görüyordu.

Kabus görenlerin sayısı, virüsün en çok yayıldığı ya da yıkıcı etkisini en çok gösterdiği ve en sıkı önlemlerin uygulandığı ülkelerde daha fazlaydı.

Kapatma önlemleriyle sevdiğimiz insanların sağlığına dair endişeler gündelik başka düşüncelerle harmanlanıyor, insanlar karmakarışık duygularla uyanıyordu.

Cephedeki sağlık çalışanlarının ise rüyaları kabusa dönüşmüştü. Çin’in Vuhan kentindeki 114 doktor ve 414 hemşirenin katıldığı ve Ocak ayında yayınlanan bir çalışma, sağlık personelinin dörtte birinden fazlasının sık sık kabus gördüğünü ortaya koydu.

Salgın nedeniyle uygulanan sıkı kapatma dönemlerinde genel nüfus içerisinde de kabusların yaygınlaştığı, özellikle depresyon ve anksiyete sorunu olanların daha hassas olduğu da bildiriliyor. Ama bütün bunlar travma konusunda çalışmalar yapan uzmanlar için şaşırtıcı veriler değil.

Kanada’daki McMaster Üniversitesi’nden doktora öğrencisi Rachelle Ho, aylar veya yıllar süren ve toplumun tümünü etkileyen stres dönemleri çok sıradışı durumlar ve bunların ancak savaşlarla kıyaslanabileceğini söylüyor. Ama kronik stresin zihinsel fonksiyonlarımız üzerinde önemli etkide bulunduğunu biliyoruz.

Uzun dönemli stresler yaşayan toplumlarda kabusların daha yaygın olduğu biliniyor. Örneğin Gazze Şeridi’nde 10-12 yaş grubundaki çocukların katıldığı bir araştırma, çocukların yarıdan fazlasının, her hafta ortalama 4 veya daha fazla gece kabus gördüğünü ortaya koydu. Ho, çocukların, beyinleri hala gelişim sürecinde olduğu için bilhassa duyarlı olduğunu söylüyor.

Kabusların bir dizi zihinsel hastalıkla da kuvvetli bir bağı var ama diğer yandan Tulsa Üniversitesi’nden klinik psikolog Joanne Davis’in dediği gibi bazı etkileyici rüyalar bir önceki günün duygularını yerine oturtmamıza da yardımcı oluyor.

Kötü rüyaların kabusa nasıl dönüştüğünü anlamak ise travma yaşayan insanların tedavisi bakımından önem taşıyor.

Kötü rüyalar, bizi nasıl korur?

Davis gibi uzmanlar rüyalarımızla, psikolojik bozukluklar arasındaki bağlantıları ve rüyalarımızın sağlıklı olduğumuz dönemlerde duygusal istikrarımızı sağlamakta nasıl önemli bir rolü olduğunu çözmeye başladılar.

Uyuduğumuz zaman bir önceki günden kalan anılarımızı düzenler ve yerlerine kaldırır ve bunu yaparken daha eski anılarımızın da hafif bir tozunu alır, yeniden yerleştiririz.

Fakat duygusal olarak en yoğun anılarımızı en çok Hızlı Göz Hareketli uyku aşamasında (REM uykusu) yani uykuya dalarken ya da uyanmadan hemen önceki uyku sırasında düzenliyoruz. İşte duygusal yoğunluğu yüksek bu anılar, rüyalarımızı oluşturuyor.

Kötü bir rüya insanı uyanık olduğu saatlerde koruyor olabilir.

“Unutmak için uyu, hatırlamak için uyu” hipotezi REM uykusunun duygusal anılarımızı güçlendirip, güvenli bir şekilde zihnimizin bir köşesine kaldırmamızı sağladığını ve aynı zamanda yaşadıklarımıza daha sonra gösterdiğimiz duygusal tepkileri de yumuşattığını savlıyor.

Örneğin işyerinde patronunuz size bağırıyor, siz de gece bununla ilgili bir rüya görüyorsunuz. Ertesi gün patronunuzla yeniden karşılaştığınızda olayla ilgili tepkinizin duygusal tonu yumuşuyor.

Rüyaların, duygularımızı terbiye etme rolü olduğu fikri çok ilginç, ama kanıtı var mı?

REM uykusuna geçtiğimizde, beynimizim hem hipokampus hem de amigdala adı verilen kısımları çok aktif olduğu deneylerle sabit.

Hipokampus, beynimizin anıları biriktirip saklayan ve gerektiğinde çıkaran bölümü, amigdala ise duygularımızı işlememize yardımcı olan bölümü.

Bu da araştırmacıların, REM uykusu aşamasında gördüğümüz canlı, duygusal ve hatırda kalan rüyaların, beynimizin anıları duygusal karşılığından ayırarak depoladığının bir göstergesi olduğunu önermesinin temelinde yatıyor.

Kötü bir rüyadan sonra, örneğin beynin korkuya hazırlanmamızı sağlayan kısmı, rüya bizi bu duruma hazırlamışçasına, daha etkin hale gelir.

Ayrıca bir başka deneye göre, insanlar rüyalarında korkuyu ne kadar uzun ve kuvvetli hissederse, daha sonra kendilerine stres yaratacak resimler gösterildiğinde beyinlerinin duyguları düzenleyen kısmı o derece daha zayıf tepki veriyor.

Beynimizin duygularımızı düzenleyip işleyen merkezi amigdala, belki de bir sonraki güne hazırlanabilmek için uyku saatlerinde belli işlemleri yapma ihtiyacı duyuyor. Belki de önceki günün duygusal yükünü uykuda bir kenara koyabilmek bize sabah yeni bir noktadan yeni bir başlangıç yapma imkanı veriyor.

Stres içinde çalışan işçiler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, strese yanıtımızı düzenleyen hormon olan kortizolun, sabahları en yüksek düzeyde olduğunu gösteriyor. Bu da uykudan uyandığımız saatlerde strese dayanıklılığımızın daha yüksek olduğu anlamına geliyor. Kortizol hormonu vücudun başka bir bölgesinde salgılanırken beynimizdeki amigdala bölgesi de stresli durumların belirlenmesi işlevini görüyor.

REM uykusu sırasında beynimiz, hipokampüs, amigdala ve neokorteks bölgelerinde düşük dalga boylu teta dalgaları yayıyor. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar, stresli şeyler yapmak zorunda bırakılan farelerin daha sonra uykuya daldıklarında REM uykularının daha uzun sürdüğünü ve bu sırada yaydıkları teta dalgalarının da daha yoğun olduğunu gösterdi.

Kabuslar nasıl tedavi edilmeli?

Arada bir kötü bir rüya görmek faydalı olabilir ama, sürekli olarak kabus görmek çok farklı düzeyde bir soruna işaret ediyor.

Psikolog Joanne Davis, “Kabus beyinde bir takılmaya benziyor. Beyniniz duygusal bir olayı işlemden geçirmeye çalışıyor ama orta yerinde uyandığınız ve bu yüzden tamamını göremediğiniz için takılmış plak gibi yeniden yeniden görülüyor” diyor.

Bazı hastalarının onlarca yıl kabus gördüğünü anlatan Davis “Uzun bir süre kabul görmeye devam ederseniz bu bir alışkanlığa dönüşüyor. Kabus görmekten korkuyor, belki uyumamaya çalışıyor ya da çabucak uykuya dalmak için ilaç alıyorsunuz” diye sürdürüyor.

Klinik psikolog Davis travma geçiren insanlarla çalışıyor. Bunlar arasında eski askerler, manik depresif (bipolar) gibi rahatsızlıkları olan insanların çocukları var.

Yöntem olarak açığa çıkarma, sakinleşme ve ERRT diye anılan terapiyi kullanıyor. ERRT’de ya da reskripsiyon terapisinde, hasta kabuslarını tamı tamına hatırlayıp yazmaya veya farklı sonlarla yeniden yazmaya çağırılıyor.

Bu yöntemde hasta, tekrarlanan kabusunu yazdığı yeni sonla görmüyor belki ama kabusu görmemeye ya da o kadar güçlü bir etki yaratmayan bir versiyonunu görmeye başlıyor. Kabusun sıklığı azalıyor ve yavaş yavaş yok oluyor.

Davis kabuslara, sadece daha büyük bir sorunun belirtisi muamelesi yapmanın, tedavide yeterli bir yaklaşım olmadığını düşünüyor.

“Daha bundan 10-20 yıl önce psikolojide kabuslara travma sonrası stres belirtisi olarak bakılıyordu. Fakat artık yaklaşımda, kabuslara birden fazla sorunun işareti olarak bakma yönünde bir değişim var. Önce kabusları tedavi edebilirseniz, depresyon, madde kullanımı gibi diğer bazı sorunları da halletmiş oluyorsunuz.” diyor.

Davis kabuslara, gelecekteki sorunların ipuçları olarak bakmanın da önemli olduğunu düşünüyor. Duygusal olarak yüklü rüyaları bazen önemli bir olayın gecesinde bazen de o olaydan itibaren 5-7 gün içerisinde görebiliyoruz.

Cardiff Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Penny Lewis ve ekibi, günlük anıları hemen olduktan sonra depoladığımızı ama daha derin kişisel anlamları olan şeyleri bir gecikmeyle işleme sokabildiğimizi düşünüyorlar.

Kronik olarak kabus görenlere, rüyalarını kontrol etme eğitimi vermek bu kabusların sıklığını azaltabiliyor.

İmaj Provası Terapisi adı verilen (IRT) bu tedavi, küçük gruplarda başarılı oldu ama araştırmacılar bu başarının nasılı bir mekanizmayla sağlandığından henüz çok emin değiller. Bu tür terapiler hastaların uyanmadan gece boyunca uyumalarının yollarını arayarak, beyne faaliyetlerini düzgün yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu dinlenme fırsatının verilmesini amaçlıyor.

Koronavirüs ve kabuslar

Kabusların sebebinin anlaşılması ve tedavisi konusunda son birkaç yıl içinde kayda değer gelişmeler sağlandıysa da koronavirüs salgını sırasında ilan edilen katı sokağa çıkma önlemleri bu konuda tedavi görenler açısından yeni zorluklar yarattı.

Tekrarlanan kabusların sebeplerini ortadan kaldırmaya yönelik İmaj Provası Terapisi gören Fransız hastalar üzerindeki küçük ölçekli bir çalışma, Covid-19 salgınının hastaların üçte ikisinin en başa geri döndüğünü gösterdi.

Haftada iki geceden neredeyse her geceye kadar kabus gören bu hastaların tümü tedaviye olumlu cevap vermiş ve kabuslarının sıklığı azalmıştı. Ancak 4 yıl süren tedaviden sonra 2020 yılında hastalarda büyük gerileme görüldü ve bir çoğu ayda ortalama 19 kere kabus gördüğünü bildirdi.

Lyon Üniversitesi’nden araştırmacılar Benjamin Putois, Caroline Sierro ve Wendy Leslie koronavirüs krizi döneminde “kabusların sıklığının artması, sadece travmatik anıların yeniden hareketlendiğini değil aynı zamanda duyguların düzenlenmesi ihtiyacının da arttığını gösteriyor” dediler.

Onun için bir daha kötü bir rüya gördüğünüzde bunu beyninizin duygularınızı düzenleme yöntemi, bir önceki günün sıkıntılarını fırlatıp atma yolu olduğunu hatırlayın. Psikologlar ara sıra kötü rüya görmenin çoğu insan için faydalı bir şey olduğunu söylüyor ama kabuslar düzenli hala gelir ve sağlığınızı etkilemeye başlarsa o zaman endişelenmek gerektiğinde birleşiyorlar.

Kaynak: BBC Türkçe

Beslenme & Diyet

Böbrekleriniz Bozuksa Kaçınmanız veya Sınırlamanız Gereken 17 Yiyecek

Maksat Sağlık

Published

on

Böbrek hastalığı için birçok risk faktörü vardır. En yaygın olanları yönetilmeyen diyabet ve yüksek tansiyondur.

Alkolizm, kalp hastalığı, hepatit C ve HIV de böbrek hastalığının nedenleridir.

Böbrekler hasar gördüğünde ve düzgün çalışamadığında vücutta sıvı birikebilir ve kanda atık birikebilir.

Bununla birlikte, diyetinizdeki belirli gıdalardan kaçınmak veya sınırlamak, kandaki atık ürünlerin birikmesini azaltmaya, böbrek fonksiyonunu iyileştirmeye ve daha fazla hasarı önlemeye yardımcı olabilir.

Diyet kısıtlamaları böbrek hastalığının evresine bağlı olarak değişir.

Örneğin, kronik böbrek hastalığının erken evreleri olan kişiler, son evre böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliği olanlardan farklı diyet kısıtlamalarına sahip olacaktır.

Diyaliz gerektiren son dönem böbrek hastalığı olanlar da değişen diyet kısıtlamalarına sahip olacaktır. Diyaliz, fazla suyu uzaklaştıran ve atıkları filtreleyen bir tedavi türüdür.

Geç veya son evre böbrek hastalığı olanların çoğunun, kanda belirli kimyasalların veya besin maddelerinin birikmesini önlemek için böbrek dostu bir diyet izlemesi gerekecektir.

Kronik böbrek hastalığı olanlarda böbrekler fazla sodyum, potasyum veya fosforu yeterince uzaklaştıramaz. Sonuç olarak, bu minerallerin kan seviyelerinde yükselme riski daha yüksektir.

Bir böbrek uygun diyet ya da renal diyet, genellikle günde 2.300 mg altında, yanı sıra potasyum ve fosfor alımına sodyum sınırlar.

Potasyum ve fosfor, böbrek hastalığı olan kişiler için hala bir endişe kaynağı, ancak genellikle laboratuvar sonuçlarına dayanan bu besinler için kişisel sınırlarını belirlemek için doktorları veya diyetisyenleriyle yakın işbirliği içinde çalışmalıdırlar.

Hasarlı böbrekler, protein metabolizmasının atık ürünlerini filtrelemede de sorun yaşayabilir. Bu nedenle, tüm evrelerde, özellikle evre 3-5’te kronik böbrek hastalığı olan bireyler, diyalize girmedikleri sürece diyetlerindeki protein miktarını sınırlamalıdır.

Bununla birlikte, diyalize giren son dönem böbrek hastalığı olanlarda protein gereksinimi artar.

İşte böbrek diyetinde kaçınmanız gereken 17 yiyecek.

1. Koyu renkli içecekler

Gazlı içeceklerin sağladığı kalori ve şekere ek olarak , özellikle koyu renkli gazlı içecekler olmak üzere fosfor içeren katkı maddeleri içerirler.

Birçok yiyecek ve içecek üreticisi, lezzeti arttırmak, raf ömrünü uzatmak ve renk bozulmasını önlemek için işleme sırasında fosfor ekler.

Vücudunuz bu eklenen fosforu doğal, hayvansal veya bitki bazlı fosfordan daha fazla emer.

Doğal fosfordan farklı olarak, katkı maddesi formundaki fosfor proteine ​​bağlı değildir. Aksine, tuz şeklinde bulunur ve bağırsak yolu tarafından yüksek oranda emilebilir.

Katkı fosforu tipik olarak bir ürünün içerik listesinde bulunabilir. Ancak, gıda üreticilerinin kesin miktarı listelemeleri zorunlu değildir.

Katkı fosfor içeriği içecek türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, çoğu koyu renkli gazlı içeceklerin 200 mL’lik bir porsiyonda 50-100 mg içerdiğine inanılmaktadır.

Sonuç olarak, böbrek diyetinde gazlı içeceklerden, özellikle koyu renkli olanlardan kaçınılmalıdır.

ÖZET

Katkı formunda insan vücudu tarafından yüksek oranda emilebilen fosfor içerdiklerinden, böbrek diyetinde koyu renkli gazlı içeceklerden kaçınılmalıdır.

2. Avokado

Avokadolar, kalp-sağlıklı yağları, lifleri ve antioksidanları da dâhil olmak üzere birçok besleyici özelliği nedeniyle sıklıkla lanse edilir.

Avokado genellikle diyete sağlıklı bir katkı olsa da, böbrek hastalığı olanların bunlardan kaçınması gerekebilir.

Bunun nedeni avokadoların çok zengin bir potasyum kaynağı olmasıdır. Ortalama büyüklükte bir avokado, 690 mg potasyum sağlar.

Porsiyon boyutunu bir avokadonun dörtte birine indirerek, böbrek hastalığı olan kişiler yine de bu gıdayı diyetlerine dâhil edebilir ve gerekirse potasyumu da sınırlayabilir.

Potasyum alımınızı izlemeniz söylendiyse, guacamole dâhil avokadolar, böbrek diyetinde sınırlandırılmalı veya kaçınılmalıdır. Ancak, farklı bireylerin farklı ihtiyaçları olduğunu ve genel diyet ve sağlık hedeflerinizin dikkate alınması gereken en önemli şey olduğunu unutmayın.

ÖZET

Doktorunuz veya beslenme uzmanınız potasyum alımınızı azaltmanızı tavsiye ettiyse, böbrek diyetinde avokadodan kaçınmayı düşünün.

3. Konserve yiyecekler

Çorbalar, sebzeler ve fasulye gibi konserve yiyecekler genellikle düşük maliyetleri ve kolaylıkları nedeniyle satın alınır.

Bununla birlikte, çoğu konserve gıda, raf ömrünü uzatmak için koruyucu olarak tuz eklendiğinden yüksek miktarda sodyum içerir.

Konserve ürünlerde bulunan sodyum miktarı nedeniyle, genellikle böbrek hastalığı olan kişilerin tüketimini önlemeleri veya sınırlamaları önerilir.

Daha düşük sodyum çeşitlerini veya “tuz eklenmemiş” etiketli çeşitleri seçmek genellikle en iyisidir.

Ek olarak, konserve fasulye ve ton balığı gibi konserve gıdaların boşaltılması ve durulanması, ürüne bağlı olarak sodyum içeriğini %33-80 oranında azaltabilir.

ÖZET

Konserve yiyecekler genellikle sodyumda yüksektir. Düşük sodyum çeşitlerinden kaçınmak, sınırlamak veya satın almak, genel sodyum tüketiminizi azaltmak için muhtemelen en iyisidir.

4. Tam buğday ekmeği

Böbrek hastalığı olan kişiler için doğru ekmeği seçmek kafa karıştırıcı olabilir.

Sağlıklı bireyler için genellikle rafine, beyaz unlu ekmek yerine tam buğday ekmeği önerilir.

Tam buğday ekmeği, çoğunlukla yüksek lif içeriği nedeniyle daha besleyici bir seçim olabilir. Bununla birlikte, böbrek hastalığı olan bireyler için genellikle tam buğday çeşitleri yerine beyaz ekmek önerilir.

Bunun nedeni fosfor ve potasyum içeriğidir. Ekmeğin içindeki kepek ve kepekli tahıllar ne kadar fazlaysa, fosfor ve potasyum içeriği o kadar yüksek olur.

Örneğin, 30 gram tam buğday ekmeği porsiyonu yaklaşık 57 mg fosfor ve 69 mg potasyum içerir. Karşılaştırıldığında, beyaz ekmek sadece 28 mg hem fosfor hem de potasyum içerir.

İki yerine bir dilim kepekli ekmek yemek, tam buğday ekmeğini tamamen bırakmak zorunda kalmadan potasyum ve fosfor alımınızı azaltmanıza yardımcı olabilir.

Çoğu ekmek ve ekmek ürününün, ister beyaz ister tam buğday olsun, aynı zamanda nispeten yüksek miktarda sodyum içerdiğini unutmayın.

Çeşitli ekmek türlerinin besin etiketlerini karşılaştırmak, mümkünse daha düşük bir sodyum seçeneği seçmek ve porsiyon boyutlarınızı izlemek en iyisidir.

ÖZET

Beyaz ekmek, düşük fosfor ve potasyum seviyeleri nedeniyle tipik olarak böbrek diyetinde tam buğday ekmeği yerine önerilir. Tüm ekmekler sodyum içerir, bu nedenle gıda etiketlerini karşılaştırmak ve daha düşük bir sodyum çeşidi seçmek en iyisidir.

5. Kahverengi pirinç

Tam buğday ekmeği gibi, kahverengi pirinç de beyaz pirinç muadilinden daha yüksek potasyum ve fosfor içeriğine sahip bir tam tahıldır.

Bir kâse pişmiş esmer pirinç 150 mg fosfor ve 154 mg potasyum içerirken 1 kâse pişmiş beyaz pirinç sadece 69 mg fosfor ve 54 mg potasyum içerir.

Kahverengi pirinci bir böbrek diyetine sığdırabilirsiniz, ancak yalnızca günlük aşırı potasyum ve fosfor alımını önlemek için porsiyon diğer gıdalarla kontrol edilir ve dengelenirse.

Bulgur, karabuğday, incili arpa ve kuskus, kahverengi pirinç için iyi bir ikame olabilecek besleyici, düşük fosforlu tanelerdir.

ÖZET

Kahverengi pirinç, yüksek bir fosfor ve potasyum içeriğine sahiptir ve muhtemelen porsiyon kontrollü veya böbrek diyetinde sınırlı olması gerekecektir. Beyaz pirinç, bulgur, karabuğday ve kuskus iyi alternatiflerdir.

6. Muz

Muz, yüksek potasyum içeriği ile bilinir.

Doğal olarak sodyumda düşük olsalar da, 1 orta boy muz 422 mg potasyum sağlar.

Potasyum alımınızı sınırlamanız talimatı verildiyse, muz günlük temel gıda ise bunu yapmak zor olabilir.

Ne yazık ki, diğer birçok tropik meyve de yüksek potasyum içeriğine sahiptir.

Ancak ananas, diğer tropik meyvelerden önemli ölçüde daha az potasyum içerir ve hem daha uygun hem de lezzetli bir alternatif olabilir.

ÖZET

Muz zengin bir potasyum kaynağıdır ve böbrek diyetinde sınırlandırılması gerekebilir. Ananas, diğer bazı tropik meyvelerden çok daha az potasyum içerdiğinden böbrek dostu bir meyvedir.

7. Süt

Süt ürünleri çeşitli vitaminler ve besinler açısından zengindir.

Aynı zamanda doğal bir fosfor ve potasyum kaynağı ve iyi bir protein kaynağıdırlar.

Örneğin, 1 bardak (240 mL) tam yağlı süt 222 mg fosfor ve 349 mg potasyum sağlar.

Yine de, diğer fosfor açısından zengin gıdalarla birlikte çok fazla süt tüketmek, böbrek hastalığı olanlarda kemik sağlığına zararlı olabilir.

Süt ve süt ürünleri genellikle güçlü kemikler ve kas sağlığı için tavsiye edildiğinden, bu şaşırtıcı gelebilir.

Bununla birlikte, böbrekler hasar gördüğünde, çok fazla fosfor tüketimi kanda fosfor birikmesine neden olabilir ve bu da kalsiyumu kemiklerden çekebilir. Bu, zamanla kemiklerinizi ince ve zayıf hale getirebilir ve kemik kırılması veya kırılma riskinizi artırabilir.

Süt ürünleri de protein bakımından yüksektir. Bir fincan (240 mL) tam yağlı süt, yaklaşık 8 gram protein sağlar.

Kanda protein atığı birikmesini önlemek için süt alımını sınırlamak önemli olabilir.

Zenginleştirilmemiş pirinç sütü ve badem sütü gibi süt alternatifleri, potasyum, fosfor ve protein açısından inek sütünden çok daha düşüktür, bu da onları böbrek diyetinde sütün yerine iyi bir alternatif haline getirir.

ÖZET

Süt ürünleri yüksek miktarda fosfor, potasyum ve protein içerir ve böbrek diyetiyle sınırlandırılmalıdır. Sütün yüksek kalsiyum içeriğine rağmen, fosfor içeriği böbrek hastalığı olanlarda kemikleri zayıflatabilir.

8. Portakal ve portakal suyu

Portakal ve portakal suyu, tartışmasız en çok C vitamini içeriğiyle bilinirken, aynı zamanda zengin potasyum kaynaklarıdır.

Bir büyük portakal (184 gram) 333 mg potasyum sağlar. Ayrıca 1 bardak (240 mL) portakal suyunda 473 mg potasyum vardır .

Potasyum içeriği göz önüne alındığında, portakal ve portakal suyundan kaçınılması veya böbrek diyetinde sınırlandırılması gerekir.

Üzümler, elmalar ve kızılcıklar ve bunların meyve suları, daha düşük potasyum içeriğine sahip olduklarından, portakal ve portakal suyu için iyi ikamelerdir.

ÖZET

Portakal ve portakal suyu potasyum bakımından yüksektir ve böbrek diyetiyle sınırlandırılmalıdır. Bunun yerine üzümleri, elmaları, kızılcıkları veya meyve sularını deneyin.

9. İşlenmiş etler

İşlenmiş etler uzun süredir kronik hastalıklarla ilişkilendirilmektedir ve koruyucu içerikleri nedeniyle genellikle sağlıksız olarak kabul edilmektedir.

İşlenmiş etler, tuzlanmış, kurutulmuş, kürlenmiş veya konserve edilmiş etlerdir.

Bazı örnekler arasında sosisli sandviç, sosis bulunur.

İşlenmiş etler tipik olarak, çoğunlukla tatlarını iyileştirmek ve lezzetini korumak için büyük miktarlarda tuz içerir.

Bu nedenle, diyetinizde işlenmiş etler bolsa, günlük sodyum alımınızı 2.300 mg’ın altında tutmak zor olabilir.

Ek olarak, işlenmiş etler protein bakımından yüksektir.

Protein alımınızı izlemeniz söylendiyse, bu nedenle de işlenmiş etleri sınırlamanız önemlidir.

ÖZET

İşlenmiş etler tuz ve protein bakımından yüksektir ve böbrek diyetinde ölçülü olarak tüketilmelidir.

10. Turşu, zeytin ve lezzet

Turşu, işlenmiş zeytin ve lezzet, tütsülenmiş veya salamura gıdaların örnekleridir.

Genellikle, kürleme veya dekapaj işlemi sırasında büyük miktarlarda tuz eklenir.

Örneğin, bir turşu mızrağı 300 mg’dan fazla sodyum içerebilir. Aynı şekilde 2 yemek kaşığı tatlı turşu rendesinde 244 mg sodyum vardır.

İşlenmiş zeytinler, daha az acı tadı için kürlendiklerinden ve fermente edildiklerinden tuzlu olma eğilimindedirler. Beş yeşil salamura zeytin, sadece küçük bir porsiyonda günlük miktarın önemli bir kısmı olan yaklaşık 195 mg sodyum sağlar.

Azaltılmış sodyum seçenekleri bile sodyumda yüksek olabilir, bu nedenle porsiyonlarınızı yine de izlemek isteyeceksiniz.

ÖZET

Turşu, işlenmiş zeytin yüksek sodyum içerir ve böbrek diyetinde sınırlandırılmalıdır.

11. Kayısı

Kayısı, C vitamini, A vitamini ve lif bakımından zengindir.

Ayrıca potasyum bakımından da yüksektirler. Bir fincan taze kayısı 427 mg potasyum sağlar.

Ayrıca, potasyum içeriği kuru kayısılarda daha da yoğunlaşmıştır.

Bir fincan kuru kayısı, 1.500 mg’dan fazla potasyum sağlar.

Bu, sadece 1 fincan kuru kayısı, 2.000 mg’lık düşük potasyum kısıtlamasının yüzde 75’ini sağladığı anlamına gelir.

Böbrek diyetinde kayısılardan ve en önemlisi kuru kayısılardan kaçınmak en iyisidir.

ÖZET

Kayısı, böbrek diyetinde kaçınılması gereken yüksek potasyumlu bir besindir. 1 fincan ham başına 400 mg’ın üzerinde ve 1 fincan kurutulmuş başına 1.500 mg’ın üzerinde sunarlar.

12. Patates ve tatlı patates

Patates ve tatlı patates potasyum açısından zengin sebzelerdir.

Sadece bir orta boy fırınlanmış patates (156 gram) 610 mg potasyum içerirken, orta boy bir fırınlanmış tatlı patates (114 gram) 541 mg potasyum içerir.

Neyse ki, patatesler ve tatlı patatesler de dâhil olmak üzere bazı yüksek potasyumlu gıdalar, potasyum içeriklerini azaltmak için ıslatılabilir veya süzülebilir.

Patatesleri küçük, ince parçalar halinde kesmek ve en az 10 dakika kaynatmak potasyum içeriğini yaklaşık yüzde 50 oranında azaltabilir.

Pişirmeden önce en az 4 saat suda bekletilen patateslerin, pişirmeden önce ıslatılmayanlara göre daha düşük potasyum içeriğine sahip olduğu kanıtlanmıştır.

Bu yöntem potasyum liçi veya çift pişirme yöntemi olarak bilinir.

Patateslerin iki kez pişirilmesi potasyum içeriğini azaltsa da, potasyum içeriğinin bu yöntemle elimine edilmediğini unutmamak önemlidir.

Çifte pişirilmiş patateslerde hala önemli miktarda potasyum bulunabilir, bu nedenle potasyum seviyelerini kontrol altında tutmak için porsiyon kontrolü uygulamak en iyisidir.

ÖZET

Patates ve tatlı patates yüksek potasyumlu sebzelerdir. Patatesleri kaynatmak veya iki kez pişirmek potasyum içeriğini yaklaşık yüzde 50 oranında azaltabilir.

13. Domates

Domatesler, böbrek diyetinin kurallarına uymayabilecek başka bir yüksek potasyum meyvesidir.

Çiğ veya haşlanmış olarak servis edilebilirler ve genellikle sos yapmak için kullanılırlar.

Sadece 1 fincan domates sosu 900 mg’a kadar potasyum içerebilir.

Ne yazık ki böbrek diyeti yapanlar için domates birçok yemekte yaygın olarak kullanılmaktadır.

Daha düşük potasyum içeriğine sahip bir alternatif seçmek, büyük ölçüde zevk tercihlerinize bağlıdır. Bununla birlikte, domates sosunu közlenmiş kırmızıbiber sosuyla değiştirmek eşit derecede lezzetli olabilir ve porsiyon başına daha az potasyum sağlayabilir.

ÖZET

Domatesler, muhtemelen böbrek diyetinde sınırlandırılması gereken bir başka yüksek potasyum meyvesidir.

14. Paketlenmiş, hazır gıda ve hazır yemekler

İşlenmiş gıdalar, diyetteki sodyumun önemli bir bileşeni olabilir.

Bu gıdalar arasında, paketlenmiş, hazır gıda ve yemekler genellikle en ağır şekilde işlenmiş olanlardır ve bu nedenle en fazla sodyum içerirler.

Örnekler arasında donmuş pizza, mikrodalgada pişirilebilen yemekler ve hazır erişteler sayılabilir.

Düzenli olarak yüksek oranda işlenmiş gıdalar yiyorsanız, sodyum alımını günde 2.300 mg’da tutmak zor olabilir.

Ağır işlenmiş gıdalar sadece büyük miktarda sodyum içermekle kalmaz, aynı zamanda genellikle besin maddelerinden yoksundur.

ÖZET

Paketlenmiş, hazır ve hazır yemekler, çok fazla miktarda sodyum içerebilen ve besin maddelerinden yoksun olabilen yüksek oranda işlenmiş ürünlerdir. Bu yiyecekleri böbrek diyetinde sınırlamak en iyisidir.

15. Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri

Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri, potasyum da dâhil olmak üzere yüksek miktarda çeşitli besin ve mineral içeren yapraklı yeşil sebzelerdir.

Çiğ olarak servis edildiğinde, potasyum miktarı fincan başına 140–290 mg arasında değişir.

Yapraklı sebzeler pişirildiğinde daha küçük porsiyon boyutuna küçülürken, potasyum içeriği aynı kalır.

Örneğin, yarım fincan çiğ ıspanak pişirildiğinde yaklaşık 1 yemek kaşığı kadar küçülür. Bu nedenle, yarım fincan pişmiş ıspanak yemek, yarım fincan çiğ ıspanaktan çok daha fazla miktarda potasyum içerir.

Çok fazla potasyumdan kaçınmak için pişmiş yeşillikler yerine ham İsviçre pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri tercih edilir.

Bununla birlikte, oksalatlarda da yüksek oldukları için bu gıdaların alımını azaltın. Hassas bireyler arasında oksalatlar böbrek taşı riskini artırabilir.

Böbrek taşları böbrek dokusuna daha fazla zarar verebilir ve böbrek fonksiyonunu azaltabilir.

ÖZET

Pazı, ıspanak ve pancar yeşillikleri gibi yeşil yapraklı sebzeler, özellikle pişmiş olarak servis edildiğinde potasyumla doludur. Porsiyon boyutları pişirildiğinde küçülse de potasyum içerikleri aynı kalır.

16. Kuru üzüm ve kuru erik

Kuru üzüm ve kuru erik yaygın kuru meyvelerdir.

Meyveler kurutulduğunda potasyum dahil tüm besinleri konsantre olur.

Örneğin, 1 fincan kuru erik 1.274 mg potasyum sağlar; bu, ham karşılığı olan 1 fincan erikte bulunan potasyum miktarının yaklaşık 5 katıdır.

Ayrıca, sadece 4 hurma 668 mg potasyum sağlar.

Bu yaygın kuru meyvelerdeki yüksek miktarda potasyum göz önüne alındığında, potasyum seviyelerinizin uygun kalmasını sağlamak için böbrek diyetindeyken potasyumdan uzak durmak en iyisidir.

ÖZET

Besinler meyveler kurutulduğunda konsantre olur. Bu nedenle, hurma, kuru erik ve kuru üzüm dâhil olmak üzere kurutulmuş meyvelerin potasyum içeriği son derece yüksektir ve böbrek diyetinden kaçınılmalıdır.

17. Cips ve kraker

Cips ve kraker gibi yemeye hazır atıştırmalık yiyecekler, besin açısından eksik ve nispeten yüksek tuz olma eğilimindedir.

Ayrıca, bu yiyeceklerin önerilen porsiyon boyutundan daha fazlasını yemek kolaydır ve genellikle amaçlanandan daha fazla tuz alımına yol açar.

Dahası, patateslerden cips yapılırsa, önemli miktarda potasyum da içereceklerdir.

ÖZET

Çubuk kraker, cips ve krakerler büyük porsiyonlarda kolayca tüketilir ve yüksek miktarda tuz içerirler. Ek olarak, patateslerden yapılan cipsler önemli miktarda potasyum sağlar.

***

Böbrek hastalığınız varsa potasyum, fosfor ve sodyum alımınızı azaltmak hastalığı yönetmenin önemli bir yönü olabilir.

Yukarıda listelenen yüksek sodyum, yüksek potasyum ve yüksek fosforlu gıdalar muhtemelen en iyi şekilde sınırlandırılır veya kaçınılır.

Diyet kısıtlamaları ve besin alımı önerileri, böbrek hasarınızın ciddiyetine göre değişecektir.

Renal bir diyet uygulamak bazen göz korkutucu ve biraz kısıtlayıcı görünebilir. Bununla birlikte, bir sağlık uzmanı ve böbrek diyetisyeniyle çalışmak, bireysel ihtiyaçlarınıza özel bir böbrek diyeti tasarlamanıza yardımcı olabilir.

Renal diyet içeriğinde yüksek derecede sodyum, potasyum ve fosfor bulunan yiyeceklerin kullanımını kısıtlayan bir diyettir. Genellikle kronik böbrek rahatsızlıkları, böbrek hastalıkları ve böbrek hastalığında son aşamaya gelmiş kişiler için önerilir.

Continue Reading

Sağlık

Antibiyotik ve Alkolü Birleştirmek: Güvenli mi?

Maksat Sağlık

Published

on

Burada, alkol ve antibiyotiklerin karıştırılmasının güvenliğini tartışacağız. Ayrıca alkolün vücudunuzun bir enfeksiyonla savaşma yeteneği üzerinde ne gibi etkileri olabileceğini de açıklayacağız.

Alkol ile antibiyotik alabilir miyim?

Etkileşimler

Alkol, antibiyotiklerin etkisini azaltmaz, ancak alkol tüketmek – özellikle çok fazla içerseniz – bazı yan etkiler yaşama şansınızı artırabilir.

Aşağıdaki antibiyotiklerden herhangi birini alırken asla alkol tüketmemelisiniz:

  • sefoperazon
  • sefotetan
  • doksisiklin
  • eritromisin
  • metronidazol
  • tinidazol
  • ketokonazol
  • izoniazid
  • linezolid
  • griseofulvin

Bu antibiyotikleri ve alkolü birleştirmek, potansiyel olarak tehlikeli bir reaksiyona neden olabilir.

Metronidazol, tinidazol, sefoperazon, sefotetan ve ketokonazol

Bu ilaçları alırken alkol almak şunlara neden olabilir:

  • mide bulantısı
  • kusma
  • kızarma
  • baş ağrısı
  • hızlı nabız
  • karın krampları

Bu ilaçları almadan önce, sırasında veya üç gün sonrasına kadar alkol almayın.

Griseofulvin

Bu ilacı alırken alkol almak şunlara neden olabilir:

  • kızarma
  • aşırı terleme
  • hızlı nabız

İzoniazid ve linezolid

Bu ilaçlarla alkol almak, aşağıdaki gibi yan etkilere neden olabilir:

  • karaciğer hasarı
  • yüksek tansiyon

Doksisiklin ve eritromisin

Bu antibiyotikleri alırken alkol almak onları daha az etkili hale getirebilir.

Genel yan etkiler

Bir antibiyotiğin neden olabileceği spesifik yan etkiler ilaca bağlıdır. Bununla birlikte, antibiyotiklerin bazı yaygın yan etkileri şunlardır:

  • mide bulantısı
  • uyku hali
  • baş dönmesi
  • sersemlik
  • ishal

Alkol de yan etkilere neden olabilir. Bunlar şunları içerir:

  • mide bulantısı
  • mide ağrısı, ishal ve ülser gibi sindirim sorunları
  • yorgunluk

Negatif bir alkol-antibiyotik reaksiyonunun belirtileri şunları içerir:

  • kızarma (cildinizin kızarması ve ısınması)
  • Şiddetli başağrısı
  • yarış kalp hızı

Çoğu durumda, bu yan etkiler kendi kendine geçer. Tıbbi bir acil durumunuz olduğunu düşünüyorsanız, hemen 112 acil servis numarasını arayın.

Ne yapalım?

Antibiyotiğinizin üzerindeki uyarı etiketi alkol kullanımıyla ilgili bilgileri içermelidir.

İlaçlarınızın ayrıntılarından emin değilseniz, doktorunuzla veya eczacınızla konuşun. Size ara sıra bir içkinin iyi olduğunu söyleyebilirler. Ancak bu muhtemelen yaşınıza, genel sağlığınıza ve aldığınız ilacın türüne bağlıdır.

Doktorunuz size alkol almamanız gerektiğini söylerse, tekrar içmeden önce ne kadar beklemeniz gerektiğini sorun. Herhangi bir alkol almadan önce antibiyotik kürünüzü bitirdikten sonra en az 72 saat beklemeniz gerekebilir.

Doktorunuzun veya eczacınızın tavsiyesini dinlemek, alkol-ilaç etkileşiminin etkilerinden kaçınmanıza yardımcı olabilir.

Alkolün bir enfeksiyondan iyileşme üzerindeki etkileri

Genellikle alkol almak, antibiyotiğinizin enfeksiyonunuzu tedavi etmesini engellemez. Yine de enfeksiyonunuzun iyileşmesine başka şekillerde müdahale edebilir.

Yeterince dinlenmek ve besleyici bir diyet yemek, hastalık veya enfeksiyondan kurtulmanıza yardımcı olur. Alkol içmek bu faktörlere müdahale edebilir.

Örneğin, alkol almak uyku düzeninizi bozabilir. İyi bir gece uykusu çekmenize engel olabilir.

Alkol ayrıca vücudunuzun hayati besinleri emmesini de durdurabilir. Kan şekeri seviyenizi artırabilir ve enerji seviyenizi azaltabilir.

Tüm bu faktörler vücudunuzun bir enfeksiyondan iyileşme yeteneğini azaltabilir. Akut alkol kullanımı, aşırı alkol kullanımı ve kronik alkol kullanımı, ilaç kullansanız da almasanız da zararlı olabilir.

Alkolün sadece bira, şarap, likör ve karışık içeceklerle sınırlı olmadığını unutmayın. Bazı gargaralarda ve soğuk algınlığı ilaçlarında da bulunabilir.

Geçmişte alkol-antibiyotik reaksiyonunuz olduysa, bu ve diğer ürünlerdeki içerik etiketlerini kontrol edin. Antibiyotik alırken bu ürünleri kullanmanın sizin için güvenli olup olmadığını doktorunuza sorun.

Doktorlar genellikle kısa bir süre için antibiyotik reçete eder. Çoğu durumda, bir enfeksiyondan tamamen kurtulmak için sadece bir veya iki hafta antibiyotik almanız gerekir.

Doktorunuzla konuşun

Alkolü antibiyotiklerle karıştırmak nadiren iyi bir fikirdir. Hem alkol hem de antibiyotikler vücudunuzda yan etkilere neden olabilir ve antibiyotik alırken alkol almak bu zararlı etkilere yakalanma riskinizi artırabilir.

İlacınızın üzerindeki etikette tedavi sırasında alkol alınmaması yazıyorsa, bu tavsiyeye uyun.

Antibiyotiklerin genellikle kısa süreli olarak reçete edildiğini unutmayın. Bir sonraki içkinizi içmek için ilaçları bırakana kadar beklemeyi düşünün. Antibiyotiklerin neden olduğu komplikasyon veya yan etki olasılığını azaltabilir.

Alkolden kaçınmak muhtemelen enfeksiyonunuzu daha çabuk atlatmanıza yardımcı olacaktır.

Antibiyotik alıyorsanız doktorunuz ve eczacınızla konuşun. Sizinle alkol kullanımı ve ilaçlarınız hakkında konuşabilirler.

Continue Reading

Sağlık

İlaç Alerjisi Nedir?

Maksat Sağlık

Published

on

Gerçek ilaç alerjisi yaygın değildir. Negatif ilaç reaksiyonlarının yüzde 5 ila 10’undan azı gerçek ilaç alerjisinden kaynaklanır. Gerisi ilacın yan etkileridir. Yine de, ilaç alerjiniz olup olmadığını ve bu konuda ne yapacağınızı bilmek önemlidir.

İlaç alerjileri neden olur?

Bağışıklık sisteminiz sizi hastalıklardan korumaya yardımcı olur. Virüsler, bakteriler, parazitler ve diğer tehlikeli maddeler gibi yabancı istilacılarla savaşmak için tasarlanmıştır. Bir ilaç alerjisinde, bağışıklık sisteminiz vücudunuza giren bir ilacı bu istilacılardan biri ile karıştırır. Bir tehdit olduğunu düşündüğü şeye yanıt olarak, bağışıklık sisteminiz antikor üretmeye başlar. Bunlar istilacıya saldırmak için programlanmış özel proteinlerdir. Bu durumda ilaca saldırırlar.

Bu bağışıklık tepkisi, kızarıklık, ateş veya nefes almada zorluk gibi semptomlara neden olabilen artan iltihaplanmaya yol açar. Bağışıklık tepkisi, ilacı ilk aldığınızda olabilir veya birçok kez sorunsuz bir şekilde aldıktan sonra olmayabilir.

İlaç alerjisi her zaman tehlikeli midir?

Her zaman değil. Bir ilaç alerjisinin belirtileri o kadar hafif olabilir ki onları neredeyse hiç fark etmezsiniz. Hafif bir kızarıklıktan başka bir şey yaşamayabilirsiniz.

Bununla birlikte, ciddi bir ilaç alerjisi yaşamı tehdit edebilir. Anafilaksiye neden olabilir. Anafilaksi, bir ilaca veya diğer alerjene karşı ani, yaşamı tehdit eden, tüm vücut reaksiyonudur. İlacı aldıktan dakikalar sonra anafilaktik reaksiyon meydana gelebilir. Bazı durumlarda, ilacı aldıktan sonraki 12 saat içinde olabilir. Belirtiler şunları içerebilir:

  • düzensiz kalp atışı
  • nefes almada zorluk
  • şişme
  • bilinçsizlik

Anafilaksi hemen tedavi edilmezse ölümcül olabilir. İlaç aldıktan sonra belirtilerden herhangi biri varsa, birinin 112’yi aramasını veya en yakın acil servise gitmesini sağlayın.

Alerjik benzeri reaksiyonlar

Bazı ilaçlar ilk kullanıldıklarında anafilaksi tipi reaksiyona neden olabilir. Anafilaksiye benzer bir reaksiyona neden olabilecek ilaçlar şunları içerir:

  • morfin
  • aspirin
  • bazı kemoterapi ilaçları
  • bazı röntgenlerde kullanılan boyalar

Bu tip reaksiyon tipik olarak bağışıklık sistemini içermez ve gerçek bir alerji değildir. Bununla birlikte, semptomlar ve tedavi, gerçek anafilaksi ile aynıdır ve aynı derecede tehlikelidir.

Hangi ilaçlar en çok ilaç alerjisine neden olur?

Farklı ilaçların insanlar üzerinde farklı etkileri vardır. Bununla birlikte, bazı ilaçlar diğerlerinden daha fazla alerjik reaksiyona neden olma eğilimindedir. Bunlar şunları içerir:

  • penisilin gibi antibiyotikler ve sülfametoksazol-trimetoprim gibi sülfa antibiyotikler
  • aspirin
  • ibuprofen gibi nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar
  • karbamazepin ve lamotrijin gibi antikonvülsanlar
  • trastuzumab ve ibritumomab tiuxetan gibi monoklonal antikor tedavisinde kullanılan ilaçlar
  • paklitaksel, doketaksel ve prokarbazin gibi kemoterapi ilaçları

Yan etkiler ile ilaç alerjisi arasındaki farklar nelerdir?

Bir ilaç alerjisi sadece belirli insanları etkiler. Her zaman bağışıklık sistemini içerir ve her zaman olumsuz etkilere neden olur.

Bununla birlikte, ilaç kullanan herhangi bir kişide bir yan etki meydana gelebilir. Ayrıca, tipik olarak bağışıklık sistemini içermez. Bir yan etki, ilacın asıl işiyle ilgili olmayan, ilacın zararlı veya yararlı herhangi bir eylemidir.

Örneğin, ağrıyı tedavi etmek için kullanılan aspirin, genellikle mide rahatsızlığının zararlı yan etkisine neden olur. Bununla birlikte, kalp krizi ve felç risklerinizi azaltma gibi yararlı bir yan etkisi de vardır. Ağrı için de kullanılan asetaminofen (Tylenol) karaciğer hasarına da neden olabilir. Kan damarlarını genişletmek ve kan akışını iyileştirmek için kullanılan nitrogliserin de yan etki olarak zihinsel işlevi iyileştirebilir.

İlaç alerjisi nasıl tedavi edilir?

Bir ilaç alerjisini nasıl yöneteceğiniz, ne kadar şiddetli olduğuna bağlıdır. Bir ilaca karşı şiddetli bir alerjik reaksiyon ile muhtemelen ilacı tamamen önlemeniz gerekecektir. Doktorunuz muhtemelen ilacı alerjiniz olmayan farklı bir ilaçla değiştirmeye çalışacaktır.

Bir ilaca karşı hafif bir alerjik reaksiyonunuz varsa, doktorunuz yine de sizin için reçete edebilir. Ancak reaksiyonunuzu kontrol etmenize yardımcı olacak başka bir ilaç da reçete edebilirler. Bazı ilaçlar bağışıklık tepkisini engellemeye ve semptomları azaltmaya yardımcı olabilir. Bunlar şunları içerir:

  • Antihistaminikler

Vücudunuz alerjen gibi bir maddenin zararlı olduğunu düşündüğünde histamin yapar. Histamin salınımı şişme, kaşıntı veya tahriş gibi alerjik semptomları tetikleyebilir. Bir antihistamin, histamin üretimini bloke eder ve bu alerjik reaksiyon semptomlarını sakinleştirmeye yardımcı olabilir. Antihistaminikler hap, göz damlası, krem ​​ve burun spreyi şeklinde gelir.

  • Kortikosteroidler

Bir ilaç alerjisi, solunum yollarınızın şişmesine ve diğer ciddi semptomlara neden olabilir. Kortikosteroidler, bu sorunlara yol açan iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir. Kortikosteroidler hap, burun spreyi, göz damlası ve krem ​​şeklinde gelir. Ayrıca inhalerde kullanım için toz veya sıvı ve enjeksiyon veya nebulizatörde kullanım için sıvı olarak gelirler.

  • Bronkodilatörler

İlaç alerjiniz hırıltı veya öksürüğe neden oluyorsa doktorunuz bir bronkodilatör önerebilir. Bu ilaç solunum yollarınızı açmaya ve nefes almayı kolaylaştırmaya yardımcı olacaktır. Bronkodilatörler, bir inhaler veya nebulizatörde kullanım için sıvı ve toz şeklinde gelir.

İlaç alerjisi olan biri için uzun vadeli görünüm nedir?

Bağışıklık sisteminiz zamanla değişebilir. Alerjinizin zayıflaması, kaybolması veya kötüleşmesi olasıdır. Bu nedenle, bir ilacın nasıl yönetileceği konusunda doktorunuzun talimatlarına her zaman uymak önemlidir. Uyuşturucu veya benzeri ilaçlardan uzak durmanızı söylerlerse, bunu yaptığınızdan emin olun.

Doktorunuzla konuşun

Aldığınız bir ilacın herhangi bir ilaç alerjisi belirtisi veya ciddi yan etkileri varsa, hemen doktorunuzla konuşun.

Herhangi bir ilaca alerjiniz olduğunu biliyorsanız, aşağıdaki adımları uygulayın:

  • Tüm tıbbi sağlayıcılarınıza bildirdiğinizden emin olun. Buna diş hekiminiz ve ilaç yazabilecek diğer tüm bakım sağlayıcıları dâhildir.
  • İlaç alerjinizi tanımlayan bir kart taşımayı veya bir bilezik veya kolye takmayı düşünün. Acil bir durumda, bu bilgi hayatınızı kurtarabilir.

Alerjiniz ile ilgili tüm sorularınızı doktorunuza sorun. Bunlar şunları içerebilir:

  • Bu ilacı aldığımda ne tür bir alerjik reaksiyon aramalıyım?
  • Alerjim nedeniyle kaçınmam gereken başka ilaçlar var mı?
  • Alerjik reaksiyonum olması durumunda elimde herhangi bir ilaç olmalı mı?

Continue Reading

Trendler