Connect with us

Sağlık

25 MAYIS DÜNYA TİROİD FARKINDALIK GÜNÜ

Liv Hospital Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cem Dural metabolizmanın düzenlenmesinden ve organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumlu olan Tiroid bezi hakkında bilgiler aktardı.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumlu

Tiroid bezi, küçük hacmine rağmen önemli görevler üstlenmiş olan bir organımızdır. Metabolizmanın düzenlenmesinden ve organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumludur. Vücuda alınan İyot alımı ile tiroid bezi T3 ve T4 formundaki tiroid hormonunu üretir. Beynimizin hipofiz adı verilen bölgesinden salgılanan TSH hormonu tarafından üretilecek ve salgılanacak olan tiroid hormonu miktarı kontrol edilir.

Önemli etkilere sahip

Küçük miktarlarda salgılanan bu hormonlar sindirim sisteminden kas iskelet sistemine, birçok farklı organ ve sistemde önemli etkilere sahiptirler. Çeşitli hastalıklara bağlı olarak tiroid hormonu seviyesindeki artma veya azalma küçük bir miktar bile olsa istenmeyen şikayetlere neden olabilmektedir.

Tiroid rahatsızlığının temel nedenlerinden biri

Ülkemizde iyot eksikliği endemik olduğundan tiroid hastalıkları sık görülmektedir. Her ne kadar tuz başta olmak üzere gıdalarda iyot takviyesi bulunsa da bölgesel ve coğrafi olarak bu sorun hala önemlidir ve ülkemizde görülen çoğu tiroid rahatsızlığının temel nedenlerinden biridir.

Guatr ile beraber, tiroid bezinde nodül gelişimine sebep 

İyot eksikliği tiroid bezinde büyümeye yol açar ve bu tablo “guatr” olarak adlandırılır. Endemik coğrafyalarda guatr ile beraber, tiroid bezinde nodül gelişimine sebep olur. Tiroid bezinde nodül varlığı kanser gelişimi açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir durumdur.

En sık görülen tiroid rahatsızlığı: Hashimoto Hastalığı

Tiroid hormonunda eksikliğe yol açan hastalıklar genellikle tiroid bezinin inflamatuar hastalıklarıdır (Tiroidit). Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişebilir, kısa süreli olabileceği gibi kronik bir hastalık halini de alabilir. En sık görülen tiroid bez hastalığı, Kronik Lenfositik Tiroidit diğer adı ile Hashimoto Hastalığı’dır. Tiroid bezine karşı vücudun gösterdiği reaksiyon ile bez yıkıma uğrar ve gerekli miktarda tiroid hormonu sentezleyemez, bu hormon yetmezliği “Hipotiroidi” olarak adlandırılır. Hipotiroidi tablosunun vücudumuz üzerine temel etkisi metabolizmanın yavaşlaması şeklindedir. Hipotiroidili hastalarda üşüme, yorgunluk, uyku hali, dikkat dağınıklığı, isteksizlik, kilo alımı, kabızlık, cilt kuruluğu ve saç dökülmesi gibi şikayetler görülebilir. Bunun yanında kalpte ritm bozuklukları, yaygın vücut ödemi gibi tablolar eşlik edebilir. Tedavi edilmez ise bu durum ölümcül sonuçlara yol açabilmektedir.

Eksik olan tiroid hormonunun takviyesi ile tedavi edilir

Hipotiroidinin başlıca tedavisi, eksik olan tiroid hormonunun dışarıdan takviye edilmesidir. Uzun etkili (T4) hormon sentetik olarak üretilmiş ve 70 yıldan uzun süredir hastalar tarafından düzenli kullanılmaktadır.

Metabolizmada hızlanma söz konusu olur

Tiroid hormon üretiminde fazlalık ile seyreden hastalıklarda ise tam tersi metabolizmada hızlanma söz konusudur. Bu da sıcağa tahammülsüzlük, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, kilo kaybı, iştah artışı, saçlarda incelme, gözlerde canlı bakış gibi şikayetler ile kendini gösterir. Bu hormon artışı tiroid bezinden kaynaklanan ve tüm bezi ilgilendiren bir sorun olabilir ve “Diffüz Toksik Guatr – Basedow Graves Hastalığı” olarak veya tiroid bezindeki nodül veya nodüllerden kaynaklanabilir ve “Toksik Nodüler Guatr – Plummer Hastalığı” olarak isimlendirilir.

Tedavi nedene yönelik planlanır

Hipertiroidi tedavisi nedene yönelik olarak planlanır; tiroid hormonu baskılayıcı ilaçlar (Anti-Tiroid), radyoaktif iyot ablasyonu veya tiroid cerrahisi gibi tedavi seçenekleri mevcuttur.

Ultrasonografi ile nodülün boyutu ve içeriği değerlendirilebilir

Nodül ile seyreden tiroid hastalıklarında nodüle ait risk değerlendirilmesi yapılmalıdır. En değerli tanı aracı olan ultrasonografi ile nodülün boyutu ve içeriği değerlendirilebilir, şüphe varlığında halinde Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi gecikmeden yapılmalıdır. Hipertiroidi ve nodül birlikteliği söz konusu ise kanser riski Sintigrafi ile değerlendirilebilir. Tiroid Sintigrafisinde “Hipoaktif” yani soğuk nodüller kanser açısından risklidir.

Tiroid kanserleri genç yaş ve kadınlarda daha sık görülür

Tiroid kanserleri ise genç yaş ve kadın cinsiyette en sık görülen ikinci kanserdir. Küçük yaşta özellikle baş ve boyun bölgesinde radyoterapi verilmiş olması tiroid kanseri gelişimi için en önemli risk faktörüdür. Sigara kullanımı, yüksek rakımda yaşama, iyot eksikliği bölgesinde yaşama, obezite, ailevi-genetik faktörler diğer riskli durumlardır. Tiroid kanserleri genellikle “iyi seyirli” olarak tanımlansalar da kemoterapi ve radyoterapiye cevapsız olması özellikle ileri evrede tanı konulduğunda sağ kalımı azaltmaktadır. Bununla beraber “radyoaktif iyot ablasyon” tedavisi cerrahi sonrası nüks ve metastaz riskini azaltan bir tedavi aracıdır.

En iyi tedavisi cerrahidir

İyi seyirli olarak tanımlanmış olan tiroid kanseri “Papiller Tiroid Kanseri” olup daha nadir görülen tiplerinin oldukça agresif olabilecekleri akılda tutulmalıdır. Tiroid Kanseri’nin bugüne kadar bilinen en iyi tedavisi cerrahidir. Tiroid bezinin yarısının veya tamamının çıkarılması ya da lenf bezlerinde metastaz varlığında ilgili lenf bezlerinin de bir bütün olarak çıkarılmasında olanak verecek genişlikte cerrahi uygulamalar gerekli olabilir.

Rutin yıllık doktor kontrolünü aksatmamak önemlidir

Sağlıklı ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, iyotlu tuz kullanmak, sigaradan uzak durmak, rutin yıllık doktor kontrolünü aksatmamak tüm kanser hastalıkları için riski azaltır ama tek başına yeterli olmayabilir. Hormon fonksiyonlarında bozukluğa yol açan tiroid hastalıkları açısından da vücutta beliren değişiklikleri, şikayetleri geçiştirmeden ve ihmal etmeden zamanında aile hekimine, iç hastalıkları veya endokrinoloji uzmanına başvurarak muayene olmak ve gerekli ilave tetkikleri yaptırmak önemlidir.

Nodüllerin değerlendirilmesi gerekir

Özellikle risk faktörlerinin bulunduğu (ailede tiroid hastalığı veya kanseri, radyasyon maruziyeti gibi) hastalarda yıllık doktor muayenesi, tiroid fonksiyon testlerini ihmal etmemek ve tiroid ultrasonografisi ile tiroid bezi ve varsa nodüllerin değerlendirilmesi gerekir.

Tüm kanserlerde olduğu gibi tiroid kanserinde de erken tanıda kür şansı daha yüksektir ve hastalığın tedavisi mümkündür. Tiroid bezinin diğer fonksiyonel hastalıklarında (Hipotiroidi / Hipertiroidi) da uygun tedavinin başlanması ile şikayetler gerileyebilir.

Hastalık

Bayram’da çocukların ağız sağlığına dikkat

Bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Önümüzde kalabalık misafirliklerle geçecek, uzun süredir görüşemeyen minik kuzen ve arkadaşların buluşmaları ile hareketli oyun ortamlarının oluşacağı, çürük yapıcı şekerli atıştırmalıkların, içeceklerin ve tatlıların bolca tüketileceği uzun bir bayram tatili var. “Isınan havaların da oyun parklarında geçirilen zamanı ve dondurma tüketimini arttıracağını göz önünde bulundurduğumuz zaman bayram tatilinde çok dikkat edilmesi gereken iki konu ön plana çıkıyor” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Diş kırılmaları, dudak yarılmaları gibi problemlerle sonuçlanabilecek kazalar ve çürük riskinde artışa dikkat diyerek dikkat edilmesi gereken diğer hususları şu şekilde sıraladı;

Bayram tatili boyunca yaşanabilecek ve ağız-çene bölgesindeki dişleri, dişleri çevreleyen sert ve yumuşak dokuları etkileyebilecek tüm kazalarda yapılması gereken acil müdahalelerde yol gösterici olması açısından ‘ToothSOS’ isimli telefon uygulaması mutlaka tüm ebeveynlerin telefonlarında bulunması gerektiğini belirtmeliyim. ‘ToothSOS’ herhangi bir ticari kaygı gütmeyen, Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği tarafından hazırlanan ve sürekli güncellenen bir uygulama ve hem android hem IOS işletim sistemlerinden kolayca erişim sağlanabiliyor.

ToothSOS uygulamasında ‘Dişim Yaralandı’ ve ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir’ seçenekleri bulunmaktadır. ‘Dişim Yaralandı’ linkine giriş yapıldığında, ebeveynleri, travma kaynaklı oluşabilecek hasarları fotoğraflarla açıklayan bir ekran karşılar. Mevcut travma görüntüsüne benzer olduğu düşünülen travma linkine giriş yapıldığında ise, çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alır. ‘Travma anı ile diş hekimine gidilen süreç arasında harcanan zaman ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir, travmaya bağlı oluşabilecek kalıcı hasarların oranı ise düşer.’

Dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması halinde; dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçası, diş hekimine gidene kadar geçen süreçte, su veya sütte muhafaza edilmelidir. Yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceği göz önünde bulundurularak; ulaşılabilen diş parçaları eksiksiz olarak diş hekimine iletilmelidir.

Şekerle tatlandırılmış gıda ve içecekler, dişlerde çürük oluşması riskini arttırır. Ağızda var olan diş çürüklerinin ise hızla ilerlemesine sebep olur. Gazlı içeceklerin yapısındaki asitin, şekerli içeceklerin ağız içinde çözünmesi ile ortaya çıkan asite göre, diş minesi üzerinde daha yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler, enerji içecekleri gibi içecekler çocuklarda, ağızdaki çürük yapan bakteriler için önemli bir besin kaynağı olan şekeri yüksek oranda içerir. Özellikle, bayramlar gibi, özel günlerde; her misafirlikte şeker, lokum, çikolata gibi çürük yapıcı atıştırmalıkların da sıklıkla tüketilmesi diş çürükleri için risk oluşturur.

Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; krokanlı, emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalı; sabah ve akşam yapılması gereken diş fırçalamasına ek olarak, gün içinde de dişlerin ‘mutlaka ebeveyn kontrolünde’ fırçalanmasına özen gösterilmelidir.

OKUMAYA DEVAM ET

Haber

Güneşten doğru şekilde korunun

Güneşin yaşam kaynağı olduğu kadar insan cildi için ciddi yan etkileri de olduğunu vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişiminin engellenebileceğini belirtti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Bursa Çekirge Devlet Hastanesi’nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Perihan Aladağ Öztürk, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneş ışınlarına maruz kalma sonucu ciltte oluşabilecek yan etkilere karşı vatandaşları uyardı. Güneşe doğrudan maruz kalınması durumunda ciltte yaşlanma, güneş lekeleri, güneş alerjisi, güneş yanıkları ve deri kanseri gibi durumların yaşanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Öztürk, “İşte bu noktada güneşten korunmanın önemi devreye girmektedir. Güneşten doğru bir şekilde korunarak bu yan etkilerin gelişimini de engelleyebiliriz” dedi.

Bu doğrultuda güneş ışınlarının en dik geldiği saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca güneşte bulunmaktan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Öztürk, “Sonrasında cilt tipimize uygun en az 30 koruma faktörü içeren güneş koruyucumuzu yaz, kış fark etmeksizin güneşe çıkmadan 20 ya da 30 dakika önce yeterli miktarda uygulayıp her iki, üç saatte bir yenilemeliyiz. Bunun yanında mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve gerekli durumlarda şemsiye kullanmalıyız” şeklinde konuştu.

ÇOCUĞUNUZU MUTLAKA KORUYUN

Çocuk çağında gelişen güneş yanıklarının ileri yaşlarda deri kanserine davetiye çıkardığına dikkat çeken Uzm. Dr. Öztürk, çocuklar için de şapka, güneş gözlüğü ve çocuk cildine uygun mineral filtreli güneş kremleri kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

OKUMAYA DEVAM ET

Genel

Kan bağışçısı 19 yaşından gün almalıdır

Kan bağışı yapmanın kalp ve karaciğer sağlığını desteklediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, kan vermenin önemine ve sağlık açısından faydalarına dikkat çekti.

Maksat Sağlık

Yayınlandı

:

Tarafından

Dünya çapında yaklaşık 120 milyon kan bağışı toplandığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Serkan Ocakçı, toplanan kanın yüzde 40’ının gelişmiş ülkelerde elde edildiğini, dünya nüfusunun yüzde 16’sına tekabül ettiğini söyledi.

Kan bağışı hem hastalara verilecek;  kan, kan ürünleri olan kırmızı kan süspansiyonu, plazma, trombosit için gerekli olduğu gibi hem de kandan üretilen immunoglobulin ve pıhtılaşma faktörleri gibi ilaçlar için de gerekli olduğunu vurgulayan Dr. Ocakçı, kan alma yöntemleri ile kan vermek için yaş sınırı ve kimlerin kan verebileceğine yönelik açıklamalarda bulundu.

KAN ALMA YÖNTEMLERİ 

“Kan bağışında vericiden iki farklı yöntemle kan alınabilir” diyen Dr. Serkan Ocakçı, “En sık uygulama kola uygulanan damar yolundan kan torbasına 10-15 dakika süren kan bağışıdır. Bir diğer yöntem ise vericinin aferez cihazı adı verilen makinaya bir kan seti ile bağlanarak seçilmiş kan ürünlerinin alınmasıdır. Bu yöntem daha etkili kan ürünü elde edilmesini sağlar” dedi.

YAŞ SINIRI KAÇTIR?

Bağışçının 19 yaşından gün almış olmalı, 66 yaşından gün almamış olması gerektiğini belirten Dr. Ocakçı, “İlk kez kan verecek olan bağışçı ise 61 yaşından gün almamış olmalıdır. 70 yaşından gün almamış düzenli kan bağışçısı, kan bağış merkezi doktorunun onayı olmak şartıyla, yılda en fazla 1 kez olmak üzere kan bağışlayabilir.  Tam kan bağış sıklığı erkeklerde 90 günde birdir. Kadınlarda bağış aralığı 120 günde birdir.  Yılda bir defayı geçmemek ve hekim onayı olmak kaydıyla, 2 bağış arası en az 2 ay olabilir. Aferez yöntemi ile bağışçıdan daha sık kan ürünü elde edilebilir. Aferez yöntemi en çok trombosit bağışlarında kullanılır. Bağışçıdan 48 saat ara ile tekrar trombosit aferezi yapılabilir. Haftada iki işlemi, yılda ise 24 bağışı geçmemek gerekir. Hemoglobin değerleri kadınlarda en az 12,5 g/dL, en çok 16,5 g/dL, erkeklerde en az 13,5 g/dL, en çok 18 g/dL olmalıdır. Kan basıncı pek çok etkene bağlı olarak değişmekle birlikte esasen büyük tansiyon en az 90 mmHg, en çok 180 mmHg ve küçük tansiyon en az 60 mmHg, en çok 100 mmHg olmalıdır. Bağışçı en az 50 kg olmalıdır.” diye konuştu.

KİMLER KAN VEREBİLİR? 

Bağışçıların sağlıklı olması gerekir. İnsulin kullanan diyabet hastaları veya ilerlemiş diyabet hastaları bağışçı olamayacaklarının altını çizen Dr. Ocakçı, “Kan yoluyla bulaşan HIV, Hepatit B,C  gibi hastalıkları olanlar bağışçı olamazlar. Bağışçılar kan bağışı öncesi detaylı olarak değerlendirilir ve en ufak bir şüphede reddedilir. Ayrıca alınan kan örneklerinden kan sayımları, bulaşıcı hastalık tetkikleri yapılır. Modern teknolojiler sayesinde kan alımı nedeniyle olan bulaşıcı hastalık riski milyonda bir bağış civarına gelmiştir.  Kan bağışında bulunmak bağışçıyı fiziksel ve ruhsal olarak rahatlatır. Bağışçılar kendilerini daha iyi hisseder ve mümkün oldukça düzenli kan bağışı yapmak isterler” dedi.

OKUMAYA DEVAM ET

Trendler